11.04.2019

Ne yapacağını bilmemeyi bilmediğini, hiç deneyimlemediğini fark etti. Her zaman çok kolayca karar verebilen birisi olarak tanımlardı kendisini. Oysa şimdi, durumun bazen değişebildiğini idrak etmesine yol açan bir şey olmuştu.
Birisi çıkmıştı karşısına. Hem gördüğünde heyecanlandığı birisiydi; hem de zerrece güvenmediği… Hem bir eşyasını, bir anısını bıraktığını zannedecek kadar tanıdık geliyordu; hem de Plüton kadar bilinmedik…
Hem çocukluğundaki müşfik bir eli özlediği kadar özlüyordu onu; hem de gitmesini, etkisinden kurtulmayı istiyordu.
İşte, ne yapacağını bilmiyordu.
Diğer ihtimalleri zihninde biriktirerek; heyecanlanmayı, aşinalığı, özlemeyi tercih etti. Diğer ihtimalleri unutmaması gerektiğini biliyordu. Aksi taktirde at gözlüğü takmış bir at kadar düz yürüyeceğini, çıkmaza geldiğinde de; ya duracağını; ya da duvara toslayacağını biliyordu.

10.04.2019

‘Bu dünyada bir gurbetçiyiz,’ derdi babam.
Peki neden?
Bunu hiç sormadım; çünkü vereceği cevabı biliyordum.
‘Öteki dünya,’ diyecekti. Hiçbir fikri olmadığı yerin, memleketi olduğunu düşünüyordu.
Yıllardır başka bir ülkedeydik ve doğduğumuz ülkeyi unutmuş gitmiştik. Oralarda ne olup bittiğini dahi merak etmiyorduk artık; ama babam hep oradan bahsediyordu. Yoksulluktan bahsederken bile sanki varsıllığın tepe noktasından bahseder gibiydi hali. Gözleri buğulu, sesi hülyalıydı.
Peki neden geri dönmüyordu? Bunu da biliyordum.
O, bilmemeyi seviyordu.

09.04.2019

Böcekleri severdim. Hele ses çıkaran böcekleri…
En çok da ağustos böceklerini…
Hep merak ederdim. Acaba duygu değişimlerinde, özellikle ağustos böcekleri seslerini değiştirir miydi?
Zannetmiyordum. Hep aynı sesleri çıkarıyorlardı. Onları beslemeye karar verdim. Bir yerlerden toplamak yerine satın alabilirdim. Genelde evcil kurbağalara yem olmaları amacıyla satılıyordu; ama ben onları besleyip çoğaltmak ve çıkardıkları sesleri takip etmek amacıyla alacaktım.
Tıpkı düşündüğüm gibiydi. Hep aynı sesleri çıkarıyorlardı. En azından benim kulaklarıma göre…
Yine de; bir bant kaydı gibi değildi. Ürktüklerinde susuyorlardı mesela.
Onları taklit etmek için eğittim kendimi. Defalarca çalıştım. Denemeler yaptım… Sonunda, en azından kendi kulağımca taklit edebildiğime hükmettim. Ardından bunu test ettim.
Yok…
Yapamamıştım. Hiçbiri tepki vermemişti çünkü…
Bir şeyler eksikti.
Anlayamayacağım bir şeyler…

08.04.2019

Küçük bir kuşun, büyük bir karganın; ya da iri bir köpeğin bildiği bir şeyi bilmiyordum.
Yaşamayı. Doğanın kanunlarını…
Tıpkı diğer türdeşlerim gibi onu değiştirmeye çalışıyordum. Aslında doğanın değişiklik için bana ve türdeşlerime ihtiyaç duyduğunun farkındaydım. Onu yavaş yavaş yok etsek bile…
Biz kim oluyorduk ki gerçi? Koskoca doğayı yok etmek kimin haddineydi! Sadece onu değiştirebilirdik ve öyle yapıyorduk.
İşte, bahçemdeki ağaçları ilaçlamıştım. Onlar toprağa zarar vermişti ve meyvelere… ve bana…
Sonra ilaçlar alıp tekrar kendime zarar vermiştim. İyileşmek için…
Bir kedi gibi yaşayıp; bir insan gibi düşünemez miydim?

07.04.2019

Fincanı kapattı…
Önce kendisine değil de göğe doğru çevirdi. Fal kurallarına göre kendisine çevirince kendi geleceğini niyetlediği anlaşılıyor olmasına rağmen, o evrenin falına bakmak istiyordu. En azından bu dünyanın…
Fal bomboştu. Sadece telve vardı. Bir kara delik gibi, her şeyi içine çekiyordu sanki. Hiçbir şey anlaşılmadığı gibi, ona gereksiz bir şey yaptığını haykırıyordu adeta bu hiçlik görüntüsü.
O kimdi de; koskoca bir evrenin falına bakabilsindi? O bir sinek bile değildi bu evrende.
Aniden, hala baktığı telvede küçük bir madalyon göründü. Sanki madalyonun içinde onun resmi vardı, görmese de biliyordu bunu.
Umut etmeye, kendisinin de evrende bir şey ifade ettiğini düşünmeye başlayabilirdi.