01.09.2018

Bir karganın özgüvenine hep özenmişti. öyle ki, ne zaman bir karga görse ya da duysa, gıptayla bakardı. Her şekilde kendisini gösteriyordu özgüven bir kargada. Sesi sanki özgüvenden o kadar gevrekleşiyor gibi geliyordu. Uçuşu, görünüşü bile…
Oysa o öyle miydi? Küçücük bir kızken bile kendisini gösterirdi özgüvensizliği. On-on bir yaşlarında, sanki bir anda gelişivermişti. Daha o ne olduğunu anlamadan göğüsleri çıkıvermiş, annesi sütyen takması için onu zorlar hale gelmişti. Oysa o istemiyordu bunu yapmak. Daralıyordu! Daraltıyordu her tür sütyen onu.
Küçüklüğünde, bunu ilk ve son savsaklayışında, annesi öyle bir vurmuştu ki ona, sessizce, sümükleri aka aka ağlamış ve o an, vücudundan nefret etmeye başlamıştı.
Büyümüş, evlenmiş, iki çocuk dünyaya getirmişti. Çocuklarını emzirmişti; ama hınçla yapmıştı bunu. Belki de onun için, çocukları huzursuz ve güvensiz kimseler olup çıkmışlardı.
Tam menepoza girdiğinde; ilerlemiş bir göğüs kanseri olduğunu öğrenmişti öylesine bir tetkikte. Göğüslerinin alınması gerektiğini… Hem de ikisinin de…
Mutlu olmuştu. Zerre kadar üzülmemişti hem de. Göğüsleri alındıktan sonra oldukça rahat olduğunu gören herkes, onun ne kadar özgüvenli olduğunu söyleyip durmuştu. Oysa o, bunu her duyuşunda bir kargayı düşünür, kendisinden utanırdı. Göğüslerinin olmayışına sevinişine değil, onlar varken özgüven gösteremeyip; kendisini sevemeyişine…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: