02.06.2018

Vızır vızır geçen arabaların arasında yavaş yavaş yürüyordu. O kadar sakindi ki, onu o arabaların arasında görenler, bir deniz kıyısında yürüyüş yaparcasına yürüdüğünü gördüklerinde, gerçekliğin ikiye bölündüğünü düşünüyorlardı bir anlığına. Bir anlığına, gerçeklik iki ihtimale bölünüyordu. Bir ihtimalde arabalar varken diğer ihtimalde de genç kadının sakin yürüyüşü vardı ve iki ihtimal aynı sahnede var olamazdı. Gerçekliğe ters düşüyordu bu hengamede bu sakinlik ya da bu sakinlikte bu hengame. Ve zaten, nasıl oluyordu da arabalardan birisi olsun kadını ezmiyordu? Nasıl oluyordu da kadının gözü bile seyirmiyordu. Kör ve sağır olsa bile derisi arabaların oluşturduğu rüzgarda ürperir, burnu arabaların egzoz kokularıyla seyirirdi.. Öyle olması lazım gelirdi. Ne var ki, kadın sakindi, çok sakindi. Bir an, onu sadece ben mi gördüğümü merak ettim; ama herkesin gözü kadındaydı ve arabalar yavaşlamaya başlamıştı. Tuhaftır, şoförler kadına bağırmak yerine onun ardı sıra arabalarını küçük küçük sürecek kadar yavaşlamıştı ve bu olurken herhangi bir kaza da olmamıştı. Tüm arabalar kadının çevresinde, birbirlerini ve kadını dikkate alarak; çok yavaş ilerlemekteydi artık ve bunu seyreden bizlerin gözleri önünde cereyan etmekteydi tüm bunlar. Yani mucizeyi onlarca insan izlemekteydi.
Kadınsa, tüm bunlardan habersiz, en azından öyle görünüyordu, aheste aheste yürümekteydi.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: