04.06.2018

Yıllardır onu görmemiştim. Ne kadar özlediğim hakkında hiçbir fikrim
yoktu. Nefes alışını duyduğumda, bu kadar karakteristik bir şekilde
havayı içine çektiğini fark edebildiğime bile şaşmıştım. Aslında
uzakta olduğumda da başka kimsenin olamayacağı kadar çok defa aklıma
geldiği doğruydu; ama bunun üzerinde pek durmamıştım. O, arkadaş
ortamımda sadece bir ayrıntıydı ve ben de küçük şeyleri daha çok
özlediğimi falan düşündüm. Yani onu düşünmemin genel özlemimin bir
tezahürü olduğunu varsaymıştım. Genel olarak İnsanları görmediğimde
özlediğimi fark edememe gibi bir huyum vardı.
O da… O da şaşırmıştı bir şeye. Galiba aynı şeye.. İkimiz de
birbirimizi gördüğümüze nasıl bu kadar sevinebildiğimize şaşmıştık.
Madem bu kadar seviyorduk birbirimizi, neden uzun zaman boyunca sadece
selamlaşmakla ya da beylik konuşmalarla yetinmiştik? Neden hiç
aklımıza gelmemişti herhangi bir şekilde iletişim kurmak? Gelmişse
bile bizi alıkoyan şey neydi? Cesaretsizlik mi? Hiç sanmıyordum. Yine
de bizi engelleyenin ne olduğuna dair alternatif bir fikrim yoktu. Bilakis, bir araya gelmemizi gerektiren bir sürü sebep ve fırsat vardı. İkimiz de oldukça sosyal
kişilerdik sınıfta. Tartışmalara katılır, genelde aynı gruplara
çağrılırdık ders çıkışlarında. Buna rağmen birkaç durum dışında birbirimizle hiç kesişmemiş, doğru düzgün diyalog kurmamıştık.
Şimdi, karşılaştığımız o anda, bu durumu değiştirecek; birbirimizin bildiğini, yani birbirimizi ne kadar özlediğimizi; dolayısıyla önemsediğimizi, birbirimizden saklayacak; ama birbirimizle konuşmaya başlayacaktık.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: