04.08.2018

Her gün, Kadıköy’deki bir restorana gidip ince belli bir bardakta zahter çayı içerdim. Dağ kekiğine zahter denirmiş, restoranın sahibinden öğrenmiştim. Kekiğin sindirime iyi geldiğini de söylemişti; ama ben bunun için içmiyordum onu. Bana yabani şeyleri düşündüren hayatımdaki tek şey olduğu için, hayatımda beni özgür ve sorumsuz hissettiren tek şey olduğu için…
Ha, bir de; şu Türk filmlerindeki Yumurcak’a benzeyen, mahallemizdeki çocuklardan birisi… Onunla ettiğimiz iki çift laf da bana bu şekilde hissettiriyordu. o kadar teklifsiz, o kadar rahat, o kadar samimi bir çocuktu ki…
İşte hayatımı değiştiren o kararı, bir gün, onunla konuştuğumuz iki çift laftan sonra almıştım.
Köyünden bahsediyordu. Çoğu zaman bahsederdi; ama o gün bir tarlalarını satmak istediklerini söylemişti. Ani bir kararla onlardan o tarlayı satın almaya karar verdiğimi, ona söylemeden önce bilmiyordum bile.
Tarlanın yanındaki küçücük boş araziyi de alıp kendime ev yapacak, tarlayı bir iyice çapalayacak, ekecek ve biçecektim. Tıpkı çocukluğumda amcama yardım ederken yaptığım gibi. Hayatımdaki en mutlu zamanlarımın o zamanlar olması tuhaf değil miydi? Üstelik en zor zamanlarım olmasına rağmen…
En çok özlediğim şey de; çapanın o insanı yüreklendirici, tüm çabalarına değdiğini ilan eden sesiydi ve o sese kavuşacaktım.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: