05.06.2018

Sinek…
Rahatsız ediyordu beni. Oysa kitap okumaktaydım. Kıpırtısız bir şekilde. Sadece kitaba dikkatimi vermek istiyordum. Küçücük bir sineğin vızıltısına ve yüzüme ya da vücudumun muhtelif yerlerine temas etmesine en ufak bir tahammül ya da rıza gösteremezdim. Diğer taraftan da; sineği öldürmeyi asla istemiyordum. Ne haddimeydi böyle bir terbiyesizlik yapmak! Bununla beraber sineği camdan dışarı güdecek motivasyonum da yoktu; çünkü kitap okuyordum ve epey önemli bir kısmındaydım okuduğum bitkibilim kitabının Hiçbir paragrafını yarıda bırakıp elimdeki incecik tığla zor zahmet ördüğüm anlam zincirimi koparıp kaçırmak istemiyordum.
Zaman geçiyor, kitap okunuyor, sinek rahatsız etmeye devam ediyordu. Geçen zamanla kitabımın sayfalarında azalma olsa da; motivasyonumda da dikkate değer bir azalma oluyordu. Üstelik sinir kat sayım da epey katlanmaktaydı.
Kitabı, sayfalarına dikkat ederek oturmakta olduğum son derece rahat olan yer minderine yerleştirdikten sonra sineğin yerini tespit etmeye çalıştım. Epey zorlandıktan sonra onu açtığım pencereye doğru gütmem gerekiyordu ve ben bu konuda bir arpa olsun yol kat edemiyordum. Bir yandan da aklımda kitap vardı ve epey yer kaplamaktaydı okuduğum bölümle ilgili kafamda oluşturduğum sorular. Bir yelpaze gibi kullandığım müsvedde kağıdıyla sineği gütmeye çalışsam da bana mısın demiyordu sinek efendi. Beş santim yol kat ettiğimizde, ne yapıyor ediyor geri uçuyordu ve yaptığım hiçbir şey işe yaramıyordu.
Doğa bilimlerini çalıştığımdan beri hiçbir canlıyı öldürmeyeceğime, en azından kendi mutluluğum için öldürmeyeceğime yemin etmiştim; Bilim adına işlediğim sayısız cinayetlerin dengesini bulabilmem için şarttı bu yemin.
Anlamıştım. Sinekle yaşamak zorunda kalacaktım.


Geçen iki saatin son saniyelerindeydik ve ben artık dayanamamıştım. Kendim bile anlamadan; artık kesinlikle evcilleşmiş, ele gelen sineği, okumakta olduğum kitapla, sayfasını bile tutmadan ezerek öldürmüştüm.
Böylece, kendime olan tüm saygım da en az sineğin olduğu kadar ezilmişti. Anlamıştım artık. Mevzubahis olan şey bilimin selametinden ziyade insanın devasa merakıydı. Bu merak zorba ve inatçıydı. Geçimsiz, devamlı ter kokan bir insandı sanki ve bizim ona ihtiyacımız olmasa, yatacak yeri olmazdı yanımızda. Çünkü bazen yaptığı gayri ahlaki ve tahammülsüz eylemler insanlığın kulağına çalınsa da tıpkı kanalizasyona gönüllü girebilen, ya da en azından girmeyi sorun etmeyen bir işçi gibiydi ve insanlığın ona ihtiyacı vardı.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: