06.01.2019

Bir mülakat sırasında beklemekteydim. Kuyruk çok uzundu ve herkes birbirini nefret dolu gözlerle süzmekteydi. Sadece bir kişi alınacaktı ve yüzlerce, yüzlerce kişi vardı orada. Alınacak olan kişinin kim olduğunu bilseler linç edebilirlerdi, o kadar gergindi ortalık.
Ben de onlardan birisiydim. Bir sürü borcum vardı. Kendim için borçlanmamıştım üstelik; ama parayı ben ödemek zorundaydım. Uzun hikayeydi işte, boş verin. Bu işe, bu maaşa ihtiyacım vardı. Yapabileceğimi de biliyordum benden istenenleri. O zaman neden ben alınmayacaktım ki? Ama alınmayacağımı hissediyordum ve bu beni çok kızdırıyordu. Oradakilerin yüzde doksan beşi de benim gibi düşünüyor olmalıydı.
Sonra, içeriye otuzlarında bir kadın girdi. Kiminle göz göze gelirse gülümsedi ve o gümüşi sesiyle şakımaya başladı.
Önce, öylesine konuştu insanlarla. Ben dinliyordum… Sonra insanların neden bu işe ihtiyacı olduğunu sordu. Sonra onlar, yani içlerinden birisi ona sordu ve o da anlatmaya başladı. Hepimiz gibi, onun da bu işe çok ihtiyacı vardı işte. Hikayesinin diğerlerinden ya da benimkinden bir farkı yoktu. Aciliyeti eşitti, en azından ortalamayla…
Ne var ki, ona, sadece ona, iyi şanslar dilemiş, gerçekten bunu kastederek dilemiştik hem de. O gümüşi sesinin ulaşabildiği herkes.. Hepimiz…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: