09.12.2017

Eski, boynuz saplı bir bıçağı vardı. Tek zenginliğiydi. Kendi elleriyle yapmıştı gerçi; ama çeliği bulmak için çok zaman harcamıştı. Bulduğu yere onu satın almak için bir servet ödemişti. Boynuzu kendisi en başından tonlarca işlemden geçirerek bir bıçak kabzası haline getirmişti.
Bu bıçağın çeliğine çok emek vermişti ve dillere destan bir dayanıklılığı ve kesiciliği olmuştu. Kuru odunu bile bu bıçakla kesse bıçağın kılına zarar gelmezdi. Doğa dışı bir bıçak gibiydi. Belki de gerçekten öyleydi… Çeliğe su verirken yaşlı bir adam gelmiş, bu bıçağıyla canlı bir şeyin hayatına son vermemesi koşuluyla her şeyi kesebileceğini söylemişti. Bıçağın çeliğini sımsıcak haliyle sıvazlamıştı şaşkın bakışları altında. Bir tek parmak izi dışında hiçbir şey kalmamıştı bıçakta. Adamın elinin üzerindeki tüyler bile yanmamıştı üstelik.
Böylece adamın söylediğini yapmış, canlı bir otu dahi kesmemişti bu bıçakla. Öyle ki, bıçağın her hareketini kontrol etti keserken.
Bir akşam, bir balığı temizlerken balığın karnında bir sürü yumurtanın olduğunu fark etti. Düşünmeden onları keserken bıçak aniden köreliverdi.
İşte o zaman düşünebildi, her yumurtanın potansiyel bir canlının tohumu, dolayısıyla canlı olduğunu.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: