10.01.2019

‘Attığın her adımda ufuk çizgin bir adım uzar ve sen, gitmen gereken yolun asla tükenmeyeceğini düşünürsün. Onun için yavrum, ufuk çizgisine bakanlar daim bir yorgunluğa mahkum etmişlerdir kendilerini. Sanki baktıkları yere kadar yürümektedir her bakışlarında. İşte o hayali yürüyüşler yormuştur onları…’
İşte böyle demişti bir gün dedem birasını yudumlarken. Yok, alkolik bir adam değildi rahmetli. O gün bir şey olmuş olmalıydı bizlere söylemediği. O günden başka hiçbir gün bira içtiğini görmemiştim çünkü.
Kendisi de o ezeli yorgun olanlardandı. Zaten onun için bu denli tanıyordu onları.
Bunları söyledikten sonra, küçük kardeşimi ayaklarının dibinden alarak kucağına oturtuvermişti. Bir sıcaklık, bir can… aradığı belliydi. Emziğini ağzından düşerken havada kapıp uzun uzun baktıktan sonra kardeşimin eline verdi. Kardeşimin gözlerindeki bakış hoşuna gitmişti. Kahramanı gibi bakmıştı dedeme. Belki de ihtiyacı olan buydu.
Sonra, gözü emzikte, havadan sudan konuşmaya başlamıştı dedem, kucağında sıkıca tuttuğu, durumundan hiç de şikayetçi olmayan kardeşim olduğu halde.
Birasını bitirdikten sonra, sanki o birayı içen o değilmişçesine, rutinine dönüp; ince belli bardağından bir bardak çay istemişti annemden.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: