10.12.2017

Uyandığımda alarmın tiz sesini duymamak tuhaftı. Her gün en az altı kere ertelerdim. Her hafta değişen, git gide rahatsız edici olan sesler bulurdum beni uyandırabilmesi için. Neler denememiştim ki! Aslan kükremesinden bebek ciyaklamasına, en gürültülü hız motosikleti sesinden devamlı öten, hiç bitmeyeceğe benzeyen, tiz biplemeye kadar…
O sabah alarm çalmıyordu. Cin gibiydim hem de. Saate bakmak için telefonumu arandım; ama önce gözlerimi açmam gerekiyordu. Daha doğrusu uyku maskemi çıkarmam…
İlginçti. Yüzümde maskenin hissi olmamasına ve gözlerim açık olmasına rağmen maskenin yarattığı türden bir karanlık hakimdi ortama. Kollarımı kaldırayım dedim, yumuşak bir şeyin engellemesiyle karşılaştım. Bu daha da ilginçti. Bağlanmamıştım; ama hareket edemiyordum. Sanki bağlarım vücudumun birkaç santimetre yukarısındaydı. Ayaklarımı kıpırdatmak istedim, aynı şey… Kafamı… aynı…
Peki ne yapabilirdim. Bağırmak istedim. Ağzımı açtım, nefesimi alıp ayarladım, dilimi kıpırdattım… Her şeyi yapmıştım, ama sesimi duyamıyordum. Anlayamıyordum! Ne oluyordu?
Panik yapmak işe yaramazdı da; daha ne yapabilirdim ki? Gerçekten ne yapabilirdim? Düşünebilirdim… En azından bunu yapabilirdim. Düşünmek için elimde ne vardı?
Neyi yapamadığımı biliyordum. Şimdi de düşünmek dışında neleri yapabildiğimi bulmam gerekiyordu.
Gövdem de hareket etmiyordu. Göbeğimi şişirmeye kalktığımda bile bir baskıyla karşılaşıyordum. Demek ki hareket edemiyordum. O zaman beklemem mi gerekiyordu? Elimdeki verileri sindirip yeni gelen verileri beklemekten başka yapabileceğim bir şey düşünememiştim. Panik yapmamaya çalışmak zaruri bir eylemdi. Şu an gerçekleştirmem gereken tek eylem.

Acaba ölmüş müydüm?
Sonuçta Gorgias demiyor muydu:
‘Hiçbir şey yoktur, olsa da bilinemez, bilinse de başkasına aktarılamaz..,’ diye. Gerçi ilk savı doğru değildi. Vardım işte. Düşünebiliyordum. Doğum tarihimi, adımı falan hatırlıyordum. Ne var ki, belki ikinci ve üçüncü cümleleri doğruydu. Ölüm bilinemezdi. Bilinse de başkasına aktarılamazdı. Onun içindir ki, ölüm böyle bir şey olabilirdi. Ha; ama burası toprağın altı olamazdı. Bu baskı toprağın yapabileceği türden bir şey değildi çünkü.
Keşke uyuyabilseydim.
Garip bir ısınma hissediyordum vücudumda. Uyku…
Cin gibi uyanıkken bir anda nasıl uykum olabilmişti?
İlginç, çok ilginçti.
Acaba, yapmam gereken tek eylem, dilemek miydi?
Dilemek…
Ne istiyordum ki? Neyse, önce uyumak daha mantıklı olacaktı.

EEE, uyanmıştım, uykumu da almıştım hem. Uyanmıştım uyanmasına da; şimdi ne olacaktı? Ne dileyecektim?
Geri dönüp alarmla uyanmayı, hiçbir şey olmamış gibi olmasını, her şeye kaldığı yerden devam etmeyi mi?
Yok artık! O kadar da aptal değildim.
Peki yerine, yani hayatım yerine nasıl bir şey dileyebilirdim? Daha teorimi doğrulayacak bir dilek bile aklıma gelmemişken; nasıl olur da kendime alternatif bir hayat dileyebilirdim?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: