11.09.2018

İyi bir aşçı olduğunu söylerlerdi. Yemek yapmayı severdi. Zaten onun için işinde iyiydi. Kendisine özgü huyları olmasa sıradan bir aşçı olabilirdi de.
Mesela her şeyi, bir domatesin kabuğunu bile sapı oldukça yıpranmış bir satırla soyar ya da keserdi. Bu satırın onun için bir önemi olsa gerekti…
Genelde, hamur işlerini kadın memesi şeklinde yapması, tuhaftan da öteydi. Bereket, insanın gözüne sokarcasına yapmıyordu bunu ve kendi lokantasını işlettiğinden büyük bir sıkıntı olmuyordu.
Hazırladığı her yemeğe bir şekilde alkollü bir şey koyardı. En çok özen gösterdiklerine rom… Bir yemeğe özen gösterdiği, ona rom koyup koymadığıyla anlaşılırdı. Listeye yazardı çünkü hangi yemeğe ne şekilde hangi alkollü içeceği koyduğunu.
Bu arada bir mönüsü yoktu. Sadece, basit bir öğrenci tahtası ve rengarenk tebeşirler.
Onun dışında, sıradan, bir aşçının olmasını düşünebileceğimizin aksine atletik oluşu dışında sıradan bir adamdı işte.
Kara gözleri, koyu kahverengi saçları, orta boyuyla…

Bir gün, özel bir gün için hazırlanan bir akrobasi uçağı, dükkanının tam tepesinde dururken, o gürültü, nasıl olmuşsa olmuş, bir şekilde onu farklı kılan dokunun kilit teline dokunup o teli söküvermişti.
Tel sökülünce inşa ettiği her şey sökülmüş, emektar satırını, kendi kafasının tam bebekken yumuşacık olan tarafına, yarısına kadar saplamıştı.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: