Kategoriler
edebiyat Genel

12.09.2018

Ankebut Suresi…
O sapasağlam evi görünce aklına hep o sure geliyordu. Orda da demiyor muydu, ‘
Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendisine ev edinen örümceğin hali gibidir. Ve muhakkak ki evlerin en dayanıksızı örümceğin yuvasıdır.
…’ diye.
İşte burayı her görüşünde gözünün önüne bir örümcek ağı geliyordu Sınıkçı Salim’in kasabanın en sağlam ve zengin görünüşlü dükkanını ve evini başına yıkmamak için dişini tırnağını zapt etmek, her geçen gün, her okuduğu kitapta daha da zor bir hal alıyordu.
Dindar bir gençti Salih. Bir tıp öğrencisiydi. Sınıkçı, yani kırık çıkıkçı Salim’in yaptıklarını, daha doğrusu yapamadıklarını görünce bir an önce okulunu bitirip halkına hayırlı bir insan olmaya can atıyordu.
Sınıkçı Salim doktordan daha iyi bildiğini iddia edip halkın günahına girmiş, kasabaya gelen doktoru binbir hile ile geri göndermesini bilmişti. Tabii ki halkı epeyce bir soyup kendi semirebilmek için. Onun kasabada yaydığı gibi Cıllık Salih gibi ikinci sınıfta okuyan bir tıp talebesinin bile yapmayacağı hatalar yapıp bir sürü insan öldürmüştü.
Bu da yetmezmiş gibi, herkesten daha da dindar geçinirdi Salim.
Dindar geçinirdi; ama hiçbir müslümanın yapmayacağını yapmış, Salih’in fakirliğini dilden dile yayarak; zavallı anasının ona verebildiği tek şeyi, okula giderken yemesi için yaptığı cıllığı kullanarak onu alay konusu yapmıştı en basiti. Lakabının Cıllık Salih olmasının müsebbibi ta kendisiydi.

Yıllar geçmiş, Cıllık Salih bir doktor olup kasabasına hizmet vermeye başlamıştı. Sınıkçı Salim ise artık yıkılmakta olan evinde, kardeşini pisi pisine öldürdüğü öfkeli bir adamın kırdığı, kendisinin onaramadığı yanlış kaynamış kemikleriyle, yaşamaya çalışıyordu.
Cıllık Salih’e en büyük hediyesiydi lakabı. Her yerde, tüm civar kasabalarda, yankılanmaktaydı artık bu isim.
Cıllık Salih…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir