Kategoriler
edebiyat Genel

13.01.2018

Fincanı kapattım. Hayatımda ilk defa falıma baktırıyordum. Zaten kahveyi hiç sevmezdim; ama bu adamı çok fazla övmüşlerdi. Ben de bir yol ayrımında hissediyordum kendimi. Onun için şeytanın bacağını kırıp fal baktırmayı da denemeye karar verdim.
Göbekli, top sakallı, boyalı simsiyah saçlı, ipincecik bıyıklı bir adamdı. Sesi karakteristik bir derinliğe sahipti. Gözleri insanın gözlerinin içine içine bakıyordu ne varsa çekip almak için. Aynı gözler, kahve fincanının üzerinde öyle yumuşakça kayıyordu ki, insan bu çelişkiye şaşıyordu.
Daha önce arkadaşın falına bakarken izlemiştim. Bakalım benim falımda ne diyecekti.
Fincan yeterince soğumuştu. Tabağı kaldırdı ve gözlerini dikti. Kaskatı olmuştu. Bekliyordum. Kötü bir haber bekliyordum katılığına dayanarak… Buna kendimi hazırlamıştım.
‘Hiçbir şey yok,’ dedi adam. ‘Görülüp söyleyecek hiçbir şey… Belirlenmiş bir geleceğin yok… Her şey değişiyor senin falında. Ve her şey tamamen senin yapıp yapmadıklarında…’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one × = 4