14.12.2018

Rivayet odur ki, zümrüdü anka dedikleri, bir cindir. Diğer cinler gibi şekil değiştirememekte, sadece bir kuşun şekline girip; bir ömür yaşadıktan sonra yanarak ölüp küllerinden tekrar yavru olarak doğmaktadır. Esasen, doğmaz da peyda olur…
İşte yaşlı bir adamdan bu rivayeti dinlediğim gün, düşümde görmüştüm onu. Sanki yaşlı adam kapıyı yoklamış, müsait olduğunu cine haber vermiş, o da düşümden içeri girivermişti. Eh, ne diyeyim, hoş gelmişti…
Bir de baktım ki, arkasından yaşlı adamı da çekelemişti girerken kanadıyla. Kanadının ucunda tehditkar bir pençesi vardı… Görkemli bir kuştu vesselam.
Adam takma dişlerini tam önüme düşürmüş, sonra da peltek peltek konuşmaya başlamıştı.
‘Öleceğini söylüyor ve senin onun cenaze ateşine girip; o ateşle duş alman gerekiyor. Sonra…’
Ne diyordu bu adam? Ateşle duş almak ha? Duş almak mı? Bu tabirin yaşlı bir adam tarafından kullanılması yeterince tuhaf değilmiş gibi, duş alacağım şeyin ateş, bir cinin binlerce cenaze ateşlerinden biri olması, ayrı bir acayiplikti.
Nasılsa bir düştü bu… ‘Tamam,’ demekte hiçbir yeis görmemiştim onun için.
Beklemiştik… O görkemli kuş çırpınmaya, can çekişmeye başlayana kadar… Sonra kalan son gücüyle tam tepemde asılı kalacak şekilde kanat çırpıp diğer yandan da içten içe yanana, yanık etten ziyade, çok farklı, tanımlayamayacağım bir şey kokana dek…
Karamel, saman, tarçın karışımı bir şeyler…
Sonra üç duş başlığının tazyikiyle alevler başımdan aşağıya boşanıp beni iyice alazlamıştı. Hayret, üzerimde pijamalarım olmasına rağmen zarar görmemişti. Sonra küller üzerimde dağılıp vücuduma karıştı. Yaşlı adamsa, yürüyerek evimden ayrılmıştı.
ertesi gün hafifçe yanmış ahşap takma dişleri görmeseydim…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: