15.08.2018

Tahtadan kemikleri, iplerden eklemleri, kemiklerin ve yumuşacık kuzu derisinin arasına da dolgu olsun diye tüy ya da süngerden etleri olan, irili ufaklı kuklalar yapıyordu. Ve türlü türlü kıyafetler dikiyordu bu kuklalara.
O kadar çok kuklası vardı ki, o kadar farklı karakterler yaratmış ve o kadar farklı oyunlar yazmıştı ki onlara… nasıl olup da bunları bir tek kişinin yapıp yaratabildiğine şaşıyordum her defasında.
On kişilik, oldukça ferah bir çadırda oynatıyordu kuklaları. Çadırın ortasında bir soba yanardı. Tek ışık kaynağı da sobadan yanan ışık ve bu ışığı çoğaltmak için uygun yerlere yerleştirilmiş aynalardı. Bu aynalar aynı zamanda kukla oyununun gerektirdiği gizemli havaya da hizmet ederdi.
Kuklalar sadece insan görünümünde de olmazdı. Hayvanların ve bazen; sözgelimi, yürüyen ağaçları ihtiva eden oyunlar yazıldığı vakit bitkilerin de birer kuklaları oluverirdi.
Kuklacı, günde oyuna harcadığı zamanın üç katını kukla yapıp onlara oyun hazırlamak için ayırırdı.
Aklı ya da eli hiç şaşmamış, sesi hiç karışmamıştı. Sadece taklit yeteneğinden faydalanmazdı ses değiştirmek için. Bazı küçük çözeltiler icat etmişti sesini değiştirmesine yardımcı olan. Geçici olarak tabii.
Genellikle ateşe atacağı çözeltiler hazırlardı izleyenlerin algılarını değiştirmeyi sağlayan.
İzleyicilerin çadırda fındık fıstık yemelerine izin verir, hatta bunu desteklerdi pür dikkat onu izlememeleri için. O gerçekçilik peşinde değildi. Ya da illüzyon yaratma. O inandırıcılık peşindeydi. Ne var ki, inanmalarını istediği şey oyunun gerçekçiliği değil, karakterlerin ve kurgunun gerçekçiliğiydi. Onun için sesi ve atmosferi önemser; ama seyircinin dikkatini üzerinde toplamayı önemsemez görünürdü. Eğer oyun gerçekçi gelirse, seyircinin nefesini bile tutacağını ve onu izleyeceğini bilirdi çünkü. Oyunun güzelliği, gerçekliği ve inanırlığı, fıstık ve çekirdek kabuklarından duyulan sesin azlığına, hatta mümkün olursa yokluğuna göre anlaşılırdı.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: