17.09.2018

Mikrofonu eline aldığından itibaren, ağzına kadar dolmuş koskoca salonda çıt çıkmıyordu. Hiç de tuhaf bir şey değildi; çünkü yılların münzevi Kuklacı’sı ortaya çıkmış, neyi nasıl yaptığını anlatıyordu. Zaten sadece salondakiler dinlemiyordu onu. Dünyadaki tüm medya kanallarında tek gösterilen şey oydu.
Altında bir ördek bulunan bir tekerlekli sandalyede otursa bile ihtişamından hiçbir şey kaybetmemişti. İnsanlar onu tanımasa durum değişebilirdi; ama bebekler bile tanıyordu onu artık. Estetisyenlere bir sürü erkek gelip; vücutlarını onunkine benzetmeyi talep ediyorlardı. Hatta kadınların bir kısmı da…
Ona kimse benzemiyordu çünkü. Benzeyemiyordu… Vücudunun her yerine ucu ufukta kaybolan kukla iplerini simgeleyen, diğer yandan da bir örümcek ağının karmaşıklığındaki ip dövmeleriyle kaplamıştı. Bu dövmelere verilerle dolu diskçikler gömülmüş, ondan başkasının erişmemesi için şifrelenmişti. Onunsa dövmelerine gömülen verileri kontrol etmek için bir düşüncesi kafi kılınmıştı. Bu verilerde ne gizli olduğu ve bunun amacı da şimdi tam anlamıyla anlatılacaktı işte.
Aslında, bir sürü insanın rahatlıkla düşünebileceği üzere, oturma yerinde ördek bulunan tekerlekli sandalye bile yaratmaya çalıştığı imajın bir parçasıydı. Yani bence öyleydi.
Olayı televizyondan izlememe rağmen olan her şeye gülmekteydim. Kendime bile…
Ne sanıyordu bu insanlar? Gerçekten Kuklacı’nın her şeyi anlatacağını mı?


Hiç dinlemediğim bir sürü şey anlattıktan sonra, herkes pür dikkat dinlemekte ve hayretten hayrete düşmekteydi, o zamana kadar kullandığı en yüksek sesle:
‘Şimdi de; yapabileceğim en iyi şeyi yaparak; size kaderlerinizi armağan ediyorum,’ dedi. Tam bu anda, ellerinde incecik kancalar bulunan bir düzine doktor önlüğü giymiş kişi üzerine üşüşüp dövmelerdeki küçücük diskçikleri çıkararak görevlilere verdiler. Görevliler de; bu diskçikleri dünyadaki sahiplerine dağıtmaya başladılar.
Hatta bana bile gelmişti bir tane günler sonra.
Peki ben bu diskle ne yapacaktım? Kaderime nasıl yön verecektim? Onu nasıl kullanacaktım?
Kuklacı, bu soruların cevaplarını vermiş miydi? Ya da verebilir miydi? Ne kadar verebilirdi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: