18.05.2018

Haftada bir gün, genellikle pazartesi günleri, gün boyunca yemek yemezdi. Sadece akşamları su içerdi; ama bu dini bir vecibe değildi onun için. Aç kalmayı seviyordu. Açlıktan sonraki tokluğu daha çok seviyordu. Dayanıp dayanamamak değildi mesele. Açlığı, dayanabileceği bir şey olarak görmüyordu. O yoksunluktan zevk devşirmişti ve bunu kendisine zarar vermeden sürdürmeye çalışıyordu. Mesela, başı dönecek olsa hemen yemek yiyebiliyordu ve bu onun için hiçbir sorun olmuyordu; çünkü o zaten aç kalmaktan zevk alıyordu ve aldığı zevki sürdürmek için sağlıklı olması, bu sevgisinin onu ele geçirmesine izin vermemesi gerektiğini biliyordu.
Aslında bu yoksunluktan zevk devşirme hali sadece açlık için geçerli değildi. Ayrıca, bu durumun acıdan zevk alma haliyle ilgisi bile yoktu. O yoksunluğa yoksunluk olarak bile bakmıyordu. Başkalarının yoksunluk dediği şeyi alıp ondan mutlu olacağı bir şey devşirme eylemini istem dışı bir şekilde yapıyordu.
Böylece yıllar geçmişti. Bir ara, işsiz kaldı ve yemek alacak parası bile olmadı. Yani bu kez gerçekten de aç kalmak zorunda kalmıştı. Artık hiçbir şeyden zevk alamaz olmuştu. Yoksunluk bakiydi sanki onun için. İşte o zaman, yoksunluk gerçekten yoksunluk haline gelmeye başlamıştı. İşte o zaman acı çekmenin gerçekliğiyle karşı karşıya kalmıştı ve işte o zaman, aç kalabilmek ve aç kalmak zorunda kalmak arasındaki farkı anlamıştı.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: