24.04.2018

İhtiyaç…
Kırallığım ihtiyaçları karşılamak üzerine kurulmuştu. Tabii belirledikten sonra…
Belirlemek… Her şeyden önce ihtiyaçları belirlemekti önemli olan. Zaten bunu belirlemek için bir yol bulup onu uygulamak amacıyla kolay uygulanabilir bir sistem oturttuğum için bir krallığım vardı.
Devleti kuran da; yöneten de bendim. benim devletimin diğerlerinden bir farkı da ha vardı. Ben bir santimetrekarelik toprak dahi fethetmemiştim. Evimi kendim satın almıştım. Sonra da… Duyan gelmişti. İyi bir ürünün ağızdan ağza yapılan reklamı gibi, benim de reklamımı yapmıştı insanlar. Aslında, bunun nasıl başladığını anlatmalıyım önce:
Her şey, bir hayır kurumu ile başladı. Bir miktar param vardı ve yaptığım, dünyayı yerinden oynatacak bir deneyin sonucunu alabilmek için o parayı kullanarak bir vakıf kurmuştum. Deney kimseye bir zarar vermeyecek bir şeydi. Kısaca, insanların empatilerini, kimin neye daha çok ihtiyacının olduğunu sezebilecek kadar geliştirmeye çalışıyordum.
Ve deney başarıyla sonuçlanınca, kurduğum vakfın ünü günbegün arttı. Her geçen gün büyüdük ve bir de baktım ki; dünyanın en küçük ülkesinin on yedi katı kadar büyümüşüz.
Tabii ki bu kadar kişiyle tek başıma ilgilenemezdim. Bunun için görevliler belirledim. Tıpkı devletlerin polis ve askerleri gibi, ben de empatik ihtiyaç memurları eğitip donatarak atadım. Bunun için seçtiğim kişilerin hepsine, normal dedektör gibi çalışmasa da bir tür dedektör olan ihtiyaç dedektörünü zimmetledim. Sonra da bir baktım, gerçek bir devlet olmuşuz bile. Hem bu kez vergiler diğer devletlerde olanın aksine tamamen adil bir şekilde toplanıyordu. Başka devletlerle devletimin bir diğer farkı da buydu.
ihtiyaç dedektörünün diğerlerinden farkı, insanın içinden bir şeyleri kullanarak çalışmasıydı… Ben de; memurlarıma fazla yük binmesin diye ince ince hesaplar yaparak herkesin en az zarar gördüğü, daha doğrusu, kendisinden en az şekilde vermesini sağlayacak sistemi oturttum.
Ortalarda dolaşan memurlarım, kimin neye ihtiyacı olduğunu bulup onun ihtiyacını almasını sağlıyordu ve böylece yüzüyordu gemimiz.
Bense, git gide eriyordum. Tüm yükü kendi üzerime almıştım çünkü.
Memurlarımın ihtiyaçlarını da ben sağlıyordum.
Ve halkım… Benim mağrur halkım, her geçen an daha fazla semiriyor, daha kendinden emin, daha mağrur oluyordu.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: