24.04.2019

Gece üç sularında uyanmış, bir daha uyuyamamıştı. Odasındaki piyanonun kapağını açmadan önce kapağın üzerinde bulunan küçük kedi heykelini aldı. Her defasında böyle yapardı. Bir tür başlama seremonisiydi onun için. Sanki bu kedi heykelinden izin istiyordu piyanoyu çalmak için. Tıpkı şamanlar gibi, rahatsız ettiği için özür diliyor, heykelin varlığından duyduğu mutluluğu belirtiyor, avlanacağı topraklara girmeyi diliyordu sessizce. Heykeli, tam karşısındaki çıkıntıya yerleştirdi. Aslında orada kalabilirdi; ama onun yeri piyanonun üstüydü. İkisi de biliyordu bunu…
Evet, avlanacaktı. Silahları notalar, zırhı esler olacaktı. boşluğu avlayacaktı. Boişluğu ve sessizliği…
O kedi heykeli ise onun ruh hayvanı gibiydi. Heykelin bir ruhu olmadığına artık mantığı dahi inanır olmuştu.
Kendi yapmıştı onu çünkü. Kendi ruhundan üflemişti.
Yaptığı anlık müzikleri kaydetmesini sağlayan, oldukça gelişmiş ses kartı ve mikrofonları olan bilgisayarını açtı. Bu kez yaptığı müzikle yarattığı bu kedi heykelini büyütüp canlandırmayı amaçlıyordu.
Rüyaların hammaddesi olacak bir tür sis çıktı kedinin etrafından. Bir kediyi oluşturdu. Heykelin yaklaşı on beş misli büyüklüğündeki bir kediyi…
Kedi, müzikle beslendi, semirdi…
Netleşti yavaş yavaş. ve pat…
Heykel kaybolup dört ayağının üstüne düşen bir kedi var oldu. Ses çıkarabilecek kadar etten kemikten bir kedi…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: