Kategoriler
edebiyat Genel

25.11.2017

Bir anahtar…

Kapının altından bir zarfın içinde bir anahtar itilmişti. Bir de yazı vardı zarfın içinde. Bu anahtarın her kapıyı, kilitli her şeyi açacağını iddia eden…

Küçücük bir kumbara kilidinden bir banka kasasının kapısına kadar her yeri açıyordu yazıya göre. Kumbarada değil de; bitpazarından aldığı çok eski, kilitli bir defterin kilidini açabildi. Ardından hep kilitli olan restore edilmeye başlanıp sonra öylece bırakılmış bir camiin kapısını açmayı denedi ve onda da başarılı oldu. Gerçekten de yazılanlar doğruydu. o ana kadar denediği her şeyi açabilmişti.

Tamam da; neden ona böyle bir zarf gelmişti? Neden başkasına değil de ona

Bir hırsız değildi ki o. Ya da zengin olmak isteyen birisi…

Hızır’ın kendisi getirip koysa bile böyle bir şey koymazdı, çünkü bu tür bir şeyi dilemek aklına bile gelmezdi.

Zaten işsizdi. Evi tamtakırdı. Günlerdir aç yatıyordu. O da; bir bankanın kasasını açmaya çalışacağına önce seyyar bir çilingir olmaya karar verdi. Hemen elleriyle küçük ilanlar yazıp sağa sola dağıtmaya başladı. Ufak tefek işler büyük işlere evrildi ve çok ünlü bir çilingir oluverdi.

Banka kasalarını bile ona açtırıyorlardı artık. Anahtar dijital kasanın şifrelerini dahi açabiliyordu. Kaç kere hırsızlardan özel davetler, anlaşma teklifleri gelmişti. ortak olmak için neleri teklif etmemişlerdi ki!

Hiçbirinin yüzüne bakmamıştı. gerçi işleri onu o kadar zengin bir insan haline getirmişti ki, hırsızların tekliflerine aldanıp risk almasına gerek bile kalmamıştı. Zaten en başında hırsız olmak istememişti. Elinde her imkan varken… Günlerdir aç kalmışken…

O gün, bir kuyumcunun kasasını açmaya gitmişti. Güvenilirliğiyle nam saldığından, kasayı açarken yalnız bırakmışlardı. Kasayı açar açmaz gözüne ilişen kolyeyi kaşla göz arasında cebine indirene kadardı o ünlü güvenilirliği. O kadar hızlı yapmıştı ki bunu, sanki beyninin iki lobunu ayırmışlardı da sağ lobu sol lobunun yaptığından habersizdi. Yaptığı şeyin farkına vardığındaysa cebinden kolyeyi çıkarmasıyla gözlerinin ona odaklanması, öylece kalması bir olmuştu. O kadar berraktı ki kolye, o kadar parlak ve güzeldi ki! Hayatında böyle güzel bir şey görmemişti. Hangi değerli taştan yapıldığını bilmiyordu. Tek bildiği, bu kolyeye hayran kaldığıydı.

oradan çıktığında ne kadar kolay yakalanacağını bilemezdi. Üstelik yakalandığında kolye elindeydi. Çok pahalı bir kolyeydi…

onu hapse attığında, cebinde o anahtar olsa da; o hapishanenin kapısını açmaya dahi yeltenmedi. Tam on dokuz yıl geçmesine, her gece o kolyeyi rüyasında görmesine rağmen…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir