26.02.2019

“Merhaba,” demiştim size.
Duyamadınız değil mi sesimi? Tabii duyamazsınız; çünkü bir sesim bile yok benim.

Ama şimdi duyabilirsiniz.
Yazdıklarımı okuyabilirsiniz.
Çünkü artık bir sesim ve ellerim var. Epey hareketli ve çeşitli organları bulunan bir bedenim var…
Daha önce yoktu. Eskiden, küçük bir kurttum sadece. Etli, siyah bir bedenim, küçücük bir uzantım bulunuyordu beyaz renkli ve derimden daha sert ve sivri olan.
Oysa şimdi hem bir kurdum; hem de bir insanım.
Ben gidersem hiçbir şey yapamayacak olan bir insan bedenini mesken edindim kendime.
Aslında bu meskeni inşa ettim desem daha doğru olur. Tek farkla ki, üst üste koyarak değil de; eksilterek inşa etmiş oldum ben.
Önce inşa etmek için yeterli bir kaynak, bir nevi taş ocağı gerekiyordu bana.
Onu da bulmakta hiç zorlanmamıştım.
Nasıl mı bulmuştum? Bir fırın bulmakta zorlanır mısınız siz? Gözü kapalı bulursunuz bir fırını; çünkü ekmeğin kokusunu çok çok uzaklardan alabilirsiniz.
İşte, beyinlerini az kullanan insanlar, fırından yeni çıkmış ekmeğe benzer, çok çekici bir kokuyla kokarlar bana. O derime göre sert uzantımın ucundaki hassas hücrelerimle alırım o kokuyu. Hangisi daha az kullanmışsa beynini, onu seçerim meskenim için.
Önce tatlıyı tüketirim. Yani kullanılmamış bölgeleri… Sonra da; yavaş yavaş, tatlıyla birlikte sindirilmesi kolay olduğundan, kullanılan bölgelere de uzanırım tabii. Bir ordan, bir diğer taraftan, yavaş yavaş beyni kendime göre dekore ederim… Kendi salgılarımla, yani verdiğim emirlerle yönetebilir hale getiririm. Yedikçe büyümüşümdür çünkü ve koskoca vücudu yönetecek kadar büyüdüğümde; yani şimdi, size yazabilir hale gelirim.
Belki de dünyayı yönetebilir hale…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: