28.10.2018

Edebiyat öğretmenimiz rahat adamdı. Bizi eski sözcüklerle çok fazla zorlamaz, ‘ne demiş bilmem hangi şair,’ gibilerinden, uzun uzun beyit ya da dörtlükleri sıralayıp kafamızı şişirmezdi.
O ‘edebiyat’ sözcüğünün kökünün dahi edebiyatı daralttığını söylerdi. Onun yerine ‘yazın’ demek istemese de; öyle demek zorunda kaldığını söylerdi. ‘yazın’ dediğinde öz Türkçeciymiş gibi yaptığını düşünürdü; ama ‘edebiyat’ sözcüğünden hiç hazzetmediği için bunu göze almıştı. Öz Türkçecilerin de abarttığını savunurdu. Her şeyi ölçüsünde severdi o. Eskiyi abartmamamızı, eskinin bizim mirasımız olduğunu sanıp; bilinmezliğin, kalıpların ve yabancılaşmanın içinde yuvarlanmamamızı öğütlerdi. Bunun aksini de yapmamamızı söyler, eskinin güzelliğini tamamen atmanın cinayet olduğunu düşünürdü.
Eski sözcükler hakkında bizimle uzun uzun konuşurdu. Telaffuzdan ya da harflerin yazılışından çok sözcüklerin köklerinden anlamlarına inerdi.
Sadece galat-ı meşhurlardan söz etmez, bunu yapsa da; mesela ‘sukut-u hayal’ sözcüğündeki ‘sukut’ ile hep zannedilen ‘sükut’un arasındaki farka iyice kafa yorar ve yordurturdu.
Bunu yaparken; yani bize ders verirken; yazmamızı öğütler, aramızdaki yazıp çizmeye çalışanlarla çok fazla ilgilenirdi.
Bunun nedenini şöyle açıklardı:
‘Edebiyat/yazın, yazan insanların birikimidir sadece. O birikime göre verirler derslerini hocalar, o birikimin dışına hiçbir hoca, eleştirmen ya da tarihçi çıkamaz. Sadece bir yazar çıkabilir. Ben size aletleri, yani sözcükleri ve bu aletleri kullanmanız için bilmeniz gerekenleri söylemeye çalışıyorum ve sizden bu birikimin üstüne bir şeyler daha koymanızı, yapabilirseniz ya da yapmak isterseniz, koyduğunuz bir tuğlayla bu birikimi yıkmanızı ve aynı birikimden yepyeni bir şey inşa etmenizi ümit ediyorum…’
Ben de yazmaya çalışırdım. Onunla birlikte uzun uzun yazdıklarımı değerlendirmek, çok hoşuma giderdi. Yazmayan arkadaşlarımız da bizim yazdıklarımızı değerlendirirdi.
Ta ki, içimizden birisi onu şikayet edip görevden aldırana kadar. Sadece şikayet etse herhalde görevden alınmaz, uyarıyla geçiştirilirdi. Ne var ki, o iftira atarak işini sağlamlaştırmayı tercih etmişti.
Kim olduğunu öğrenemedik. Öğrensek ne yapardık bilmiyorum; ama öğrenmek iyi olurdu herhalde.

Bir gün, bir yayınevinde editör olarak çalışacak kadar büyümüşken; onu gördüm. Bir sahafta çalışıyordu. Belki de sahaf onundu; çünkü dükkanın adı ‘Bohçacı’ idi. Tıpkı onun hayal ettiği gibi.
Selam vermek için dükkana girdiğimde, yanında hep eleştirdiği bir arkadaşımı görmüştüm. Şaşırmıştım; çünkü bu arkadaşımız hocamızı hiç sevmezdi ve şikayet edenin o olduğunu birçok defa düşündüğümüz olmuştu.
İkisi de beni tanıyıp kahve içmemi teklif etti. Oturdum, bir sade kahve ısmarladılar. Beklerken hoca benden haber aldığını, bir editör olmaktan çok daha iyi şeyler yapıp en azından bir kitap üzerinde çalıştığımı umduğunu yumuşak ve gururlu bir edayla söyledi. Doğruydu. Uzun zamandır bir kitap üzerinde çalışıyordum. Kitap bitmek üzereydi; ama kimseye bahsetmemiştim. Hocamsa beni uzun süredir tanıyor, böyle bir şey yapacağımı zaten biliyordu.
Arkadaşım bir iş için çıktığında, bana gülümsedi ve:
‘Doğru tahmin etmişsiniz, beni şikayet eden kişi o idi. Üstüne bana iftira atmaktan çekinmeyen…’
Sorumu yarıda kesip ekledi:
‘Ve tabii ki itiraf edebilen… İtiraf edebilmesi, kefaretini ödemesi için izin vermeme yetti. Bu çocuk yazmak istiyor; ama bunu başaramıyordu. Tıpkı benim gibi ve tıpkı benim gibi, bir dükkanda, yazanlara cephane olan birkaç kitap satarak; kendisini bir şekilde tatmin etmeye çalışıyor.’
‘Sizin eski işiniz bundan çok daha iyi değil miydi hocam?’
Bu soruyu sorarken arkadaşımızı nasıl affedebildiğini merak ederek sormuştum. Acısını körüklemek değildi amacım.
‘Evet… Bu da benim kefaretim… Kendim gibilerin sizlerin yanında üzüleceğini, sizleri kıskanabileceğini düşünmedim ve sadece sizlere ilettim tüm birikimimi. Onlarsa kenarda kaldılar ve içlerinden biri olan o, bir şey, herhangi bir şey yaparak buna bir dur demek istedi. Bu bir şey, beni şikayet etmek, bana iftira atmak kadar kötü bir şeydi; ama bir şeydi.’
Anlamıştım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir