29.10.2018

Doğduğumda kolik bir bebek olarak doğdum. Yıllarca da öyle kaldım. Hala kolik bir yetişkinim ve beyaz gürültü olmadan uyuyamıyor, dikkatimi toplayamıyor; kısacası rahat ve mutlu olamıyorum. Onun için bir kulağımda dahi olsa hep beyaz gürültü dinliyorum.
Mutsuz bir kadınım ve bunu her zaman ve her yerde itiraf edebilirim. Mutsuzum işte, ötesi yok. Kalbimin bir adam için en güçlü attığı anda bile mutsuzdum. Bu denli engin bir mutsuzluk bu, bilmem anlatabildim mi…
Geçenlerde bir tımarhaneye gittim. Öylesine… Aslında öylesine değil. Muhtemelen kendi geleceğimi görmek için. Katatonik hastaları gördüm. ‘İşte,’ dedim kendi kendime. ‘Ruhu iflas etmiş bir adam.’
Sonra rüyamda şeytanı gördüm. Kulağımdaki beyaz gürültüye çok yakıştı varlığı. O an karar verdim. Cehennemde de beyaz gürültü hakimdi ve ancak benim gibiler bu sese tahammül edebilir, hatta bu sesi deli gibi sevebilirlerdi. İşte o an şeytanla bir anlaşma imzalamaya karar verdim. Bir tür konkordato. Bir mahkeme olmayacaktı. Sadece şeytanla ben olacaktık ve şeytanla benim şartlara karar verebileceğim bir anlaşma olacaktı. Aslında bunu şeytana söylediğim an ipleri eline alabileceği ihtimalini göze almam gerekirdi. Şeytandı bu, ne yapacağı belliydi. Her şeyden fırsat elde etmek onun doğasında vardı. Zaten böyle bir konkordato anlaşmasına kim taraf olurdu ki? Tanrı mı? Melekler mi?
Yine de; iflas edip; katatonik bir yaratık olmaktansa iflastan korunmak için şeytana tabi olmak çok daha iyi bir seçenekti.
Zaten içimden geçecek olan şeyi bilmiş, rüyama girmişti. Şeytanın zaten bildiğini şeytandan saklamamak gerekti.
‘Ben…’
‘Biliyorum…’
İşte, söylemiştim size, durumu zaten biliyordu.
‘Şartları konuş bakalım.’
‘Aklıma bir şey gelmiyor. Benim gibi mutsuz bir ruhtan ne isteyebileceğini düşünemiyorum.’
‘Mutlu olmak elbette, mutlu olmanı ve bunu sağlayanın ben olduğumu bilmeni istiyorum. Aslında senin mutlu olmanı sağladığımda, bunu sağlayanın ben, sadece ben olduğumu aklından hiç çıkartmamanı istiyorum sadece.’
‘Peki… Ya ödeme?’
‘Beyaz gürültüden uzak kalacaksın.’
‘Ama…’
‘Merak etme, ihtiyacın kalmayacak.’

Artık mutlu bir kadındım. Kolik değildim, seviyordum, seviliyordum…
Mutluydum işte ve şeytanı bir an olsun aklımdan çıkarmıyordum. Hem anlaşma gereği; hem de kendi rızam bu olduğu için.
Her şeye rağmen, beyaz gürültüyü çok özlüyordum. Yani içimdeki cehennemi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir