30.04.2019

Birisini fazla büyütmeyi sevmesem de; çoğunlukla böyle yapardım. Büyütürdüm insanları olduklarından fazla. Neden böyleydim?
Özellikle bir adamı, hocamı…
Birlikte birçok şey yapardık. Hoşumuza giderdi bu. Dersinden çıktıktan sonra derslerden nasıl oluyorsa söz etmezdik, hiç etmemiştik. Bambaşka insanlar olurduk birlikteyken. Üniversiteden bile söz etmezdik. Bazen ortak tanıdıkları vereceğimiz bir örneğe dahil edecekken belki…
O bir adamdı ben de bir kadındım; ama birbirimize aşık falan değildik. Sadece ben ona hayrandım.
Öyle sanıyorum ki, o da benim düşünme tarzımı seviyordu. Birlikte bir klişenin takipçisi olmaktan, yani öğretmen öğrenci aşıklar olmaktan açıkçası iğreniyordum. Onunla böyle bir şeyi ağzımıza bile almamıştık; ama bence o da böyle bir şeyden kaçınıyordu. Belki düşünmemişti bile.
Evli değildi, ben de öyle… Yani böyle bir şey yapacak olsak ahlaki hiçbir engelimiz yoktu.
Ona hayrandım; çünkü beni harekete geçirmeyi bilir, bana destek olmayı kendisinden bir şey eksiltmeyerek, doğallıkla yapıverirdi. Bir şeye başlamadan önce onunla konuşmak artık farz olmuştu benim için. ‘Yapılmayacak bir şey’ kavramı yok gibiydi ona göre. Baskısız bir iletişim kurmak genel olarak çok zor bir şeyken; onunla çok doğaldı.
Düşüncelerimi ona açmak olmazsa olmazım olmuştu. Onunkileri dinlemek…
Bir gün, bir kamyonun tekerleğinin altında kalmış can çekişen bir kediyi gördük birlikte. Kamyonun onu ezişini görmesek de; o gittikten sonraki hali her şeyi açıklıyordu.
Kedinin yanına ışık hızıyla giden hocamın bir damla gözyaşını gördüm o an uzaktan. Şeffaf bir inci tanesi… Bir yüreğin, yıllarca işlediği bir tane…
Ağlayamamaktan yakınırdı hocam oysa.
Bir kedi bunun sebebi olmayacaktı da; ne olacaktı ki başka?
O an, hocamı olduğundan fazla büyütmediğimi anladım. O zaten büyük bir adamdı.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: