30.07.2018

Amaçsızca yürürken; elimin üstünde ılık bir nefesin hissiyle irkildim. Kafasını öne eğmiş elimi koklayan bir sibirya kurduna aitti bu nefes. Başıboş bir sibirya kurdu… Hem de safkan…
Ne köpek, ne kurt… Hem köpek, hem kurt…
Gözlerinin buz mavisi… Ah o mavide kıvılcımlanan hiçbir şeyden etkilenmeyeceğini ilan eden ışıklar…
Neden benim elimi koklamıştı ki bu hayvan? Neden bu kadar yaklaşmıştı bana? Yani, şikayet ettiğimden değil de…
Belki de… Canım sıkıldığında, bana eşlik etmesini istediğim bir ruhdaş aradığımda bende ortaya çıkan uluma isteğinin kokusunu almıştı.
Malum siyasi görüşle hiç alakası olmayan bir kurt sevgisinin kokusunu almış olmalıydı ta içimde.
Belki de onun ne bir köpek; ne de bir kurt oluşu gibi, benim de ne bir insan; ne de bir kurt oluşumun kokusunu…
Tam bunları düşünürken; gözlerinde güneş battı. Gözlerinin aksinde…
Ve beraber yürümeye devam ettik batan güneşle. Ne köpek ne kurt, ne insan ne kurt olan iki yaratık…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: