30.12.2017

Gökyüzünü, daima gökyüzünü resmederdi. Bazen bir yıldızı, bazen göz alabildiğine kadar tüm gökyüzünü tüm detaylarıyla, bazense o an gördüğü herhangi bir bölümü… ama daima gökyüzünü…
Bense onun çırağıydım. Kendi isteğiyle yanına almamıştı beni. ısrar da etmemiştim bunun için. Sadece yanına gitmiş ve onu izlemeye başlamıştım. Sonra da öylece çırağı olmuştum. Bana hiç böyle seslenmemişti. Ben de bunu resmi olarak sormamıştım; ama yaptığım resimlere bakmış, fikirlerini söylemiş, renk karmamı istemiş, yol göstermişti. Yani resmiyette olmasa da çırağıydım işte.
Ben gökyüzü dışında bir şeyler yapmış olsam bile fikirlerini söylerdi; ama onun ilgisi tamamen gökyüzüne yönelmişti. Asla bitirmediği, hep üstü örtülü olan bir resmi vardı. Muhtemelen o da gökyüzünün bir parçası ya da gökyüzünün tümüydü; ama hiçbir zaman öğrenememiştim bunu. O örtüyü kaldırsam aramızdaki iletişim sonsuza dek biterdi. Bana bunu da söylememişti; ama belli etmiş olmalıydı ki, iliklerime kadar biliyordum böyle olacağını.
Bir gün, onu o resmin üzerinde çalışırken yakaladım. Resimden hiçbir şey anlamamıştım ama. Üstelik yakından, uzun uzun bakabilmiştim ona. İstifini bozmadan işine devam etti. Boğazımı temizledim; ama arkasını dönmeden ‘Görüşürüz,’ demekle yetindi. Yani gitmemi mi istiyordu? Anlamamıştım. Ta ki yavaş yavaş silinene kadar…
Benim gitmemi istemiyordu. O gidiyordu. Resme…
Artık bir karadelik olduğunu anladığım resme…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: