Kategoriler
edebiyat Genel

05.12.2019

Gördüğüm en sevimli şeyin hapşıran bir adam olabileceği, aklımın ucuna bile gelmezdi. İri yarı bir adam olsa bile o kadar sempatik bir sesti ki o koskoca burnundan çıkan, hayret ederdiniz. Hapşırığı sevimli olsa da kendisi karamsar bir kişiliğe sahip olduğundan pek hoşlanmadığım da gerçeğin bir bölümüydü. Ondan hoşlanmasam da; arkadaşlığından bucak bucak kaçsam da; her hapşırışında gülme krizlerine giriyordum. İşin kötüsü, o benim kendisine gülmemi çok seviyor, devamlı yanımda yöremde dolaşıyordu. Dünyanın en sevimli şeyi de olsa bir hapşırık için değer miydi ölü toprağı gibi bir arkadaşlığı sırtlamak, bilmiyordum.
Ben de onunla ne zaman buluşsam havaya bir tutam karabiber saçar olmuştum.

Kategoriler
edebiyat Genel

01.12.2019

Kahvenin sadece kokusunu sevsem de; o ikram ettiğinde bal gibi gelirdi. O da bana hep kahve ikram ederdi. Kendisi çok severdi çünkü. Ben yanına gittiğimde her defasında kahve içiyor olduğundan bana da ikram etmesi son derece doğaldı. Ben de onunla daha fazla zaman geçirmek için, bir de tadı bana acı geldiğinden yavaş yavaş içerdim. Ne kadar çelişkiliyim değil mi? Bir kahvenin bal gibi geldiğinden bahsediyorum bir acı olduğundan. Aşk işte… İnsanı böyle çelişkili konuşturan hep o!
Ona aşıktım eğer anlamadıysanız. Ne var ki; o beni sıradan biri olarak görüyordu bence. Buna üzülmem gerekiyordu belki; ama belki emin olmadığımdan belki de kabul etmek istemediğimden bunu sadece bir ihtimal olarak görmek istiyordum. Yine de bana olan davranışları son derece aldırışsızdı, görebiliyordum bunu. Belki de öyleymiş gibi yapıyordu; ama bu tür umutlarla yıpranamayacak kadar yıpranmıştım. Kalmamıştı ki bir şey içimde! Sadece sevebiliyordum o kadar. Umut lüks gibi geliyordu artık. Ne yazık!
Bir gün yanına gittiğimde ilk defa kahve içmek yerine ileri geri volta attığına şahit oldum. Bir şey değişecekti, halinden sezebiliyordum. Kapı koluna asılmış bir elbise gördüğümde iyiden iyiye emin oldum. Bir askıya asılmış olan elbisenin önünde bir ileri bir geri volta atan bir adam kesin aşık olmuştu. Elbisenin boyutuna bakılırsa bana değil…
Yine de sordum.
Evet, artık kahve içmeyecektim.

Kategoriler
edebiyat Genel

29.11.2019

Otobüsle mi; yoksa uçakla mı gideceğine bir türlü karar veremiyordu. Bir an önce gitmek istediği bir gerçekti; ama uçak yolculuklarından pek hoşlanmazdı. Korktuğundan değildi. Yolla bağını en aza indirgiyordu uçaklar. O böyle düşünüyordu. Oysa otobüste gittiği her kilometreyi iliklerinde hissederdi insan. O kredi kartıyla ödeme yapmaktan da hoşlanmazdı aynı nedenle. Nakti her zaman tercih ederdi.
Ama kitabı elektronik kitaba tercih etmezdi. Önemli olan okuyor olmaktı ona göre. Otobüse e-kitap okuyucusunu da götürecekti. Zaten üç şey götürecekti kendisiyle. üç-beş kat kıyafetinin ve tuvalet malzemelerinin bulunduğu bir sırt çantası, içinde e-kitap okuyucusunu da barındıran bir kol çantası ve telefonu…
Hayatını baştan aşağıya değiştirmeye niyetli biri için çok azdı bu eşyalar. Yine de yeterliydi. Zaten amacı hayatını değiştirmekse, olabildiğince az şey alıp daha çok şeyi değiştirmesi gerekmez miydi?
Nereye gideceği belliydi. Yeşil bir yere… Uzak bir yere…

Bir dinlenme yerinde mola verdiklerinde lavaboya gitti. Aslında tuvaleti falan yoktu. Yüzünü yıkamak istiyordu. Oraların suyu çok soğuk olurdu ve okumakta olduğu kitabı bitirmek için uyumaması gerekiyordu. Bir de kabuslardan uyanırken ortalığı ayağa kaldırma tehlikesi vardı. Dikkati üzerine çekmek istememek bir yana, neden insanları rahatsız etsindi?
Lavaboda incecik bir neşter vardı. Eline alırken parmağı kesilivermişti, o kadar keskindi. Henüz paslanmamıştı. Musluğu açıp neşteri yıkadıktan sonra kâğıt havlu niyetine konulmuş peçetelikten bir peçete çekip ona sardı ve cebine koydu.
Belki gittiği yer kabuslarını dindirmezdi. Neşteri yıkamak için açtığı musluktan akan suya gizlenmişti umudu.

Kategoriler
edebiyat Genel

27.11.2019

Yaşlı bir çocuk olmaz değil mi? İki kelime kendi içinde bir paradoksu barındırıyor ne de olsa. Yine de o yaşlı bir çocuktu. Yaklaşık dört yaşında olmasına rağmen sanki tanrının kızıydı. Ya da tanrıçanın… Muhtemelen ikisinin…
İsa peygamber bakire bir anneden doğmuşsa bu kız da kendisini doğurmuştu adeta. Annesini görmesem inanabilirdim buna. Dişsiz bir bebekken bile konuşabiliyordu, inanabiliyor musunuz! Elime doğmuş olmasa ben inanmazdım.
Bazen otizmli bir çocuğun yaptığı gibi hiçbir şeyle ve hiç kimseyle ilgilenmese de; bu otizmde olduğu gibi kontrolsüz bir şey değildi.
Güzel bir kız değildi; ama çirkin de değildi. Düzdü. Yani karakteristik de değildi. Sıfatlar üstüydü sanki. Görünüşünden tavrına kadar hiçbir şeyi bir sıfatla anlatılamazdı. Milyonlarcasını da kullansan olmazdı. Boşa harcanan bir çabadan ibaret kalırdı sadece.
İlginç bir çocuktu vesselam. Ağaç, dağ, kar, sel, deprem gibi şeylere hiç şaşırmaz ya da onlardan korkmazdı; ama bir insanın nefretle haykıran, yahut sinsilikle fısıldayan sesini duyduğunda, işte ancak o zaman bir bebek gibi, yani olması gerektiği gibi ağlamaya başlardı avaz avaz.
Ona bilimsel bir soru sorduğunda, sözgelimi kimsenin bilemediği bir matematik problemi, tökezlemeden cevaplardı da; hatırını sorduğunda durakalırdı. Gerçekten sormak istemediğini anlardı çünkü.
Çok genç ölmüştü. Ergenliğe girer girmez, kimseye hiçbir şey çaktırmadan…
Bu dünyadan bir şey öğrenmeden…
Zaten her şeyi bilerek ölmüştü.
Yaşamak için bir sebebi olmadığından…

Kategoriler
edebiyat Genel

25.11.2019

Soğuk bir makinede çarpıyordu. Yaşamaya çalışıyordu; ama ne bir şey pompalayabiliyordu; ne de ısınabiliyordu. Zaten eğer sıcak kanı pompalayabilseydi ısınabilecekti. İşini yapamadığı için üşüyordu. Ne oluyordu?
En son yaşadıklarını hatırlamaya çalıştı. Bir çocuğun isteği üzerine bir yere gitmişti. Çocuğu tanımıyordu; ama sokakta yaşayan bir çocuk olmalıydı. Üstü başı perişandı ve kokuyordu çünkü. Çocuk ona “Bir kediyi kurtarmak ister misin?” diye sormuştu. O da tabii ki onaylamıştı. Neden istemesindi ki? Bunun üzerine çocuk onu önüne katmış ve kendisinin aksine tertemiz bir yere götürmüştü. Onu derken; bir parçası olduğu kadını…
Ameliyathane gibi bir yerdi burası. Çocuktan başka kimse yoktu. Ve masada yatan küçücük bir kedi den..
Çocuk önlük giydi, ellerini yıkadı, maske taktı ve onu hazırladı. Parçası olduğu kadını…
Hiçbir şeyi umursadığı yoktu. Çocuğa uyuyordu kadın.
O, gerçek o, yavaşça işine devam ediyor, kadının damarlarına gerekli kanı pompalıyordu.
Şimdi de bir makine…

İşte işini yapmaya başlamıştı. Sımsıcak bir bedende, bir şekilde kendisi tarafından ısındığını bilmenin mutluluğunu tekrar yaşıyordu işte. Bu kez farklı bir o idi. Mesela bir İngiliz olsaydı, kendisi için kullanılan sözcük bile değişecekti. Eşyalar için kullanılan sözcük kullanılacaktı artık onun için.
Ve hayvanlar için…
Oysa olduğu şey değişmemişti. O hala bir kalpti.