Kiralık Katil _ Beşinci Bölüm: (30.04.2018)

Ertesi gün erkenden uyanıp cesedi kontrol etmeye gitti. Asit bir gecede cesedi eritmişti. Dipteki azıcık tortudan başka bir şey değildi artık. Şimdi de asidin tekneye zarar vermemesi için önceden hazırladığı bazik çözeltiyi tekneye dökmeye başladı. Asit durulmuş ve oluşturduğu dalgalanmalar olmayınca teknedeki şeyin rengi ve kıvamının çok mide bulandırıcı olduğu ortaya çıkmıştı. Çamur gibi bir şey olmuştu bu karışım. Garip bir çamur…
Bu iş de bitince, karışımı tekneden başka tekerlekli bir kazana aktarmaya koyuldu. Bu işi de hallettikten sonra, bitkileri ihtiyaçları olan gübreye kavuşmuş olacaklardı.
Her şey bittikten sonra resme ve zarlara bakmaya, kütüphaneye yollandı.
O resimde ne bulacaktı acaba? Nasıl bir adam? Tanıdık mı çıkacaktı yoksa yabancı mı? Bu adamın onunla ne işi olabilirdi? Nasıl bir bağlantısı…
Yok… Hiçbir şekilde tanıdık değildi adam. Zaten fazlasıyla sıradan sayılabilirdi. Bir kere görse bir defa bakılmaz denilemezdi. Özellikle Handan tarafından denilemezdi böyle bir şey; çünkü Handan’ın en çok şüphelenip dikkatle gözlediği insanlar sıradan türde insanlardı.
Evet… oldukça sıradan bir görünüşü vardı bu adamın.
Kahverengi gözlü, gözlerinin tonunda saçları bulunan, yüz hatları sakalından dolayı pek belli olmayan bir adam… Kendisini kamufle etmiş bir adam…
Adamın resmine baktığında aklına öldürdüğü adam hakkında daha önce düşünmediği bir ayrıntı geldi.
Öldürdüğü adamın saçları kazınmıştı. Titizlikle hem de… Bu görünüşü adamın kişiliğine pek uymuyordu. Gerçi bu tür insanların bazıları kendilerinden başka hiçbir şeyi önemsemedikleri için etraflarına karşı böylesine umursamaz ve sorumsuz davranıyorlardı; ama adam böyle birisi olsa kendisini öldürtmek istemezdi herhalde. Onun kişilik yapısı daha çok derbeder tiplere benziyordu. Oysa hiç de onlar gibi değildi görünüşü. Handan anlamıştı. Öldürdüğü adamın her şeyini; görünüşünü, belki konuşacağı şeyleri… Her şeyini birisi ayarlamıştı. Belki de bu resimdeki adam gerçek değildi. Yok yok… Bu resmi çizmesi, belki de, öldürdüğü adama ait olan tek gerçekti. Resimdeki kim olursa olsun, bu gerçeğin ta kendisiydi. Yani, gerçekten resimdekinin söz konusu adam olmadığına ait bir kanıt bulana kadar resmi çizen adama inanacaktı.
Resmi çizilen, kendisini adama bir kiralık katil olarak önerip elmasları veren adamın adı Selim Sırrı idi. Handan’ın sisteminde arayıp bulamadığı adamın… Acaba Selim Sırrı sahte bir isim miydi? Soyadı öyle olduğunu düşündürmüştü Handan’a. Adamın gizemli bir yanı olduğu kuşkusuzdu. Hatta tümüyle gizemli bir adamdı…
Ne yaparsa yapsın adam hakkında çabuk bir sonuç alamayacağını anlayınca, zarların şifresini çözmeye karar verdi. Gerçi Devletin bilgisayarına sızdırdığı bir tür solucan sayesinde ülkede yaşayan herkesin yüzüne ulaşabiliyordu. Bu sayede bu resimdeki yüzle eşleştirme yapabilir ve söz konusu kişiyi bulabilirdi; ama bu oldukça uzun vadeli bir iş olacaktı. Yine de fotoğraf eşleştirme işlemini başlattı ve zarların şifresini çözme işine tam anlamıyla koyuldu.
Aslında zarların bir yüzünde yazan sayıları sırayla yan yana koysa bir işe yarayabilirdi. Çizgiler birleşip bir şey ifade edebilirdi. Tıpkı bir puzzle gibi…. ama ya harfler? Hangileri yan yana gelmeliydi acaba?
Çekmecesinden büyütecini çıkarıp rastgele bir zarı eline alarak zardaki harflerin bulunduğu yüzlere büyüteçle baktı. Belki bir detay, harflerin önceliklerini belirlemesini sağlayabilirdi. Ve bulmuştu… Çok kolay olmuştu hem de. Noktalar…
Diğer zarlara bakarak buluşunu kesinleştirdi. Harflerin sıralarına göre nokta sayısı artıyordu. Yani zarların üçer yüzünde harfler bulunduğuna göre ilk harflerin yanında birer nokta, dördüncü harflerinin yanında da dörder nokta bulunacaktı. Böylece zarlar doğru sıralandığı an, gizledikleri resim ve yazıyı açığa çıkaracaklardı.
Zarları sırasına göre dizmeye başladı. Önce resmi kopyalamayı uygun bulmuştu. Kağıda kopyalanan her zardan sonra resmin daha fazla görünür olması, ortaya çıkması Handan’a bir nevi huzur veriyordu. Resme katılan her çizgiyle kalbinin atışları biraz daha hızlanmasına rağmen içinde garip bir huzur oluşuyordu. Tamamlanmışlıktan, bir şeylerin tamamlanmaya başladığını bilmekten, hatta bunu kendisinin gerçekleştirdiğini bilmekten kaynaklanıyordu bu huzura benzemekle birlikte adrenalinin başrol oynadığı tanımsız his…
Resim ortaya çıkıyordu; ama hala bir anlam ifade etmiyordu çizgiler. Acaba şifreyi yanlış mı çözmüştü? Daha nasıl çözülebilirdi ki bu şifre? Kağıda geçirmesi gereken çok az zar kalmıştı. Keşke önce harflerden başlasaydı. Çok daha mantıklı olurdu bu. En azından şifreyi doğru çözüp çözmediğini anlamak çok daha kolay olurdu. Ama o, kendisine o kadar güvenmişti ki, doğrudan doğruya merakını tatmin etmeye çalışmıştı. Resmin belireceğine emin olmaya bile çalışmadan…
Yine de resmi bitirdikten sonra bir de şansını harflerde denemeyi düşünüyordu. Hala inatla şifreyi doğru çözdüğünü düşünmekten kendisini alamıyordu.
Resmi bitirdikten sonra da gerçek değişmemiş, çizgiler hiçbir anlam ifade etmemeye devam etmişti. Şimdi de harfleri düzenleyecekti.
Handan’ın inadından vazgeçmemesi, içgüdülerine güvenmesi bu kez işe yaramıştı. Harfler anlam ifade ediyordu çünkü. Onu yepyeni bir şifreye yönlendiriyordu hem de. Bu adam, Selim Sırrı, ondan ne istiyordu acaba? Neden bu kadar dolambaçlı bir mesaj yolluyordu ona? Neden doğrudan doğruya evine gelmiyor, ya da onu bir yere davet etmiyor ve meramını kendi ağzıyla anlatmıyordu?
Tüm bunların yerine, onu bir nevi qr kod mantığıyla yazılmış bir programa yönlendirmeyi tercih ediyordu bu garip adam. Zarları sıraladığında: “Aşağıda verilen bağlantıya git, programı yükle ve programdaki “fotoğraf çek” düğmesini kullanarak zarları birleştirerek oluşturduğun resmi çek. Sakın resmi bir kağıda kopyalama. Zarları üst yüzde resim oluşturacak şekilde sıralayıp o şekilde resimlerini çekmelisin,” yazılıydı. Tabii ki altta bir link vardı.
http://www.selimsirri.com/program.exe

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: