20.05.2019

Kahkaha atmayı unutmuştu. Onu güldürdüğünde istem dışı çalışan bir refleksin yapabileceği bir şeymiş gibi kopmuştu diyaframından. Kahkaha atmayı, en azından gülmeyi alışkanlık edinen insanların kendilerine has melodisi bu attığı kahkahada mevcut değildi. Aniden taşan bir süt kadar istenmedik; sütün ocakta yanıp karamelize olduğunda çıkardığı koku kadar çekiciydi. Sütü temizlemek gerekmesine rağmen rahatsız olmazdınız;çünkü çok güzel bir kokusu vardı yanmış sütün. Dahası, kahkaha attıktan sonra temizlenmesi gereken temizlenmek bilmez bir leke çıkmıyordu ortaya.
İşte o an kalbimin oyuğundaki sibobu hafifçe ağzına alıp kendi diyaframındaki nefesle şişirmişti. Kahkahasının ani nefesiyle… Bir yuvarlak kadar aerodinamik olmasa da; istediğini yapabileceği kadar işlevsel bir tür top yaratmıştı yüreğimden.

19.05.2019

Daktilomdan yayılan makine yağı kokusunu özlemiştim. Zilinin çınlamasını ve tuşların sesini de. Özellikle boşluk tuşununkini…
Şimdi, onunla bir attan bahsediyordum kağıdlara. O kağıtlar da kim bilir hangi gözlere bahsedecekti aynı attan.
Sigaramı bir müsvedde kağıdının üzerine söndürdüm. Kağıt tutuşmadı. Sadece küçük bir delik… Artık kağıtlar bile tutuşmuyordu.
Artık hiç kimse hiçbir şeyden etkilenmiyordu.

18.05.2019

Açmayacaktım. O kutuyu açmayacaktım. Evet… Elime almış, kaldırmış ve sallamıştım. Katı, hatta metal iki parçanın birbirine çarptığında işitilen bir ses çıkmıştı salladığımda. Evet, meraklıydım; ama kötü bir insan değildim ben. Başkasının olan bir şeyi açmaya hakkım olmadığını biliyordum. Özellikle açarsam kötü bir şey olacağını söylediği zaman…
Neden böyle bir şey söylemişti ki? Keşke öylece koysaydı. Zaten kilitliydi, açılacak gibi değildi. Kumbara gibi bir şeydi; ama kilit olarak bir asma kilit yerine çekmece kilidi gibi kutuya gömülüydü. Kutu ahşaptı, kolaylıkla kırabilirdim onu ama açmayacaktım.
Açmayacak mıydım?

İçinden kilide uyan anahtarlar çıkan bir kutuyu merak etmemi sağlamak ne kadar mantıklı olabilirdi ki? Üstelik kutuyu kitleyen anahtarı merak etmemi, en azından bunu düşünmemi sağlamak…
Neden böyle bir şeye gerek duymuştu?
Anlamamıştım, anlayamayacaktım…

17.05.2019

Klarnet sesine benzeyen bir ses tonu vardı adamın. Bir zihninizde canlandırsanıza, klarnette hoş gelen o ses, bir insanda hoş gelir mi kulağa?
Gelmezdi elbette. Nitekim; bu adamın sesi kulağa hoş gelmiyordu.
Belirli bir sokağın başında oturup dilenirdi. Hayatımda tek nefret ettiğim ırk, evet ırk, dilenciydi. Onların bir ırkın mensubu olduğunu tasavvur etmek kolayıma geliyordu. Zihnimin ırkçı bölümlerini doyuruyordum böylece.
Hepsini gebertmek istiyordum. İşkence yapmak istiyordum üzerlerinde. Tüm öfkemin nesneleri olsunlar istiyordum.
Güçlü kuvvetli bir adamdım da. Arzu etsem, eyleme geçmeye karar versem, uygun bir yer de bulsam… Neden olmasındı ki…
Onlar nasıl insanların ruhlarına kendi çıkarları için rahatlıkla işkence ediyorlarsa, ben de onların bedenlerine aynı rahatlıkla işkence edebilirdim.
Ettim de…
Klarnet ilkimdi, devamı gelecekti.
O klarnetten harika bir müzik çıkmıştı işkence esnasında. Ruhumu şenlendiren bir müzik. …

16.05.2019

Korkuyordu. Karaya adım atmaktan korkuyordu. Denizde doğmuştu. On beş yılını denizde geçirmişti. Bir karaya hiç adım atmamış, bir ağacı ancak küçük boyutlarıyla görebilmişti. Bir seyahat gemisinin temizlik görevlilerinden birisinin çocuğuydu. Bir nevi kaçak bir yolcu…
Koskoca gemide, on beş yıl yaşadıktan sonra enselenmişti. Annesi taktire şayan bir gizlilikle büyütmüştü onu doğrusu.
Aslında belki izin alsa, usülüne göre davransa çocuğun yaşamasına izin verilebilirdi; ama o, bir tek kadın, koskoca gemi mürettebatını aptal yerine koymuştu. Buna müsaade edilemezdi.
Bu tür gemiler bildik gemiler kadar kara dünyasından farklı değildi gerçi. Bir gemi kadar sallanmıyor, lombozların titrek ışıklarının yarattığı, o tamamen bir gemide yaşanılabilecek atmosfer yaşanmıyordu; ama yine de gemiydi ve denizin sakinleştiriciliğiyle kuşatılmıştı. Motorların hiç durmayan homurtusu, ayaklarının altında olmayacaktı karaya ayak bastığında.
Acil durum filikalarından birisini alıp kendi denizinde yaşamak en iyisi olacaktı galiba karaya ayak basmaktansa.