06.04.2019

Kalantor bir vampir…
Kitap ve filmlerdeki hemen hemen tüm vampirler öyle değil midir? Gencecik de görünseler yaşlıdırlar, radyoaktif bir patlamada dahi sağlam kalabilecek kadar ölümsüzdürler ve giyimlerine düşkündürler. Yüzlerce yılda biriktirdikleri servet de cabası…
O en azından fiziken bir vampir değildi, elli altı yaşındaydı, varlıklı ve gösterişe düşkündü. Ne var ki, ruhen onun için tek kelimeyle vampir derdi yaptıklarını bilen birisi.
Onun dişleri yoktu; ama gümüş bir köstekli saati vardı. Hoşuna giden bir kadının önünde saatini sarkaç gibi salladığı an, kadın gönüllü bir şekilde, en azından gönüllü görünerek ve hissederek; peşinden gelirdi.
Sadece bir defa bu işe yaramamıştı.
Ne istediğini bilen, genç bir kız vardı. Köstekli bir saat karşısında iradesi bükülemeyecek bir kız.
Vampir ruhlu, kalantor adam için en kötüsü, bu kızın başka birisini dahi sevmiyor oluşuydu. Zamana ve kişiye göre karar verebilecek kadar özenli ve acelesiz bir insandı çünkü.
Aşkı ya da sevgiyi şablonlara göre yaşamayan bir insan…

05.04.2019

Bende izi olan her bina duvarına bir salkım üzüm resmederdim sprey boya ile. Buna bir nevi grafiti denebilirdi; ama bana kesinlikle bir grafiti sanatçısı denemezdi. Çizdiğim şey hep aynıydı çünkü. Bir salkım üzüm…
Neden mi? Zaten hep bunu anlatmak istiyordum, anlatayım…
O gün yağmur yağmaktaydı ve ben ölecekmişçesine açtım. Artık acı çekmiyordu midem; ama halsizdim. Gerçi son saatlerde sonsuz güçlü, her şeye razı, korkusuz hissediyordum kendimi. Mucize gibiydi… Hayatımın hiçbir döneminde böyle hissetmemiştim.
İnsanlar dilendiğimi düşünmesin diye, kimin umrundaysa, kendimi ıssız bir yola sürüklemiştim. Orada ölmeyi beklemekteydim. Ta ki, iyi giyimli, küçük bir çocuk öylesine birkaç tanesini yediği bir salkım üzümü fırlatana kadar. Tam önüme…

04.04.2019

Öfkeliydim.
Psikoloğum, öfkenin sadece bir sonuç olduğunu; onun altında yatan duyguyu bulmam gerektiğini söyledi.
Ona da öfkelenip gitmekten vazgeçtim.
Hayatım boyunca öfkeli kalacağımı biliyordum.
Belki de öfkelenmek hoşuma gidiyordu.
Yaşadığımın farkına varıyordum…
Diğer yandan da tükeniyordum.
Hoş, kim tükenmiyordu ki…
Herkes, hepimiz, bir şekilde ölüyorduk.
Sigara gibiydi öfke. Tek farkla, o beyinden tüketmeye başlıyordu bedenimi.
Ben öfke tiryakisiydim, öteki, hüzün, diğeri sigara, beriki de alkol…
Bir şeylerin tiryakisiydik. Diğer türlü nasıl yaşanılırdı, bilmiyorduk.
Yaşayan oluyordu gerçi de…
Onlardan biri olmayacaktım, biliyordum bunu. Benim harcım değildi.

03.04.2019

Büyümek gerçekten zor mudur?
Ergenliğe girdiğimde bunu düşünüyor, kimsenin beni anlamadığına inanıyordum.
O gün tramvayda yaşlı bir adamla karşılaştım. Adamla konuşurken bir de baktım, ergenlik sıkıntılarımı anlatıyorum ona.
Bekledim… Bekledim… Bekledim…
O meşhur ‘bizim zamanımızda…’ diye başlayan cümleler gelmiyordu bir türlü.
Sadece: ‘benim zamanım yoktu.’ dedi tüm vakarıyla.
Düşündüm… Benim zamanım vardı; çünkü sadece düşünüyor, hiçbir şey yapmıyordum.

02.04.2019

Taştan bir yatağın üzerindeydi. El ve ayak bileklerinden bağlanmıştı. Buraya nasıl geldiğini hatırlamamaktaydı. Açık havadaydı; ama gözleri bağlanmıştı. Nerede olduğunu anlayamıyordu. Sadece havalandırılmış, verimli toprağın kokusunu alıyordu. Muhtemelen sürülmüş, belki de tohum atılmış bir tarladaydı. Bir tarlada neden taş bir yatağın bulunduğu, mantıkla ya da iyi niyetle açıklanacak gibi değildi ona göre. Ve neden bileklerinden yatağa bağlanıp gözlerinin, kumaş bir şeritle sıkıca sarıldığı…
Vücudunun hiçbir yerinde herhangi bir acı hissetmiyordu. Henüz…
Bir çocuğun hafif ellerinin gözlerindeki şeridi çözdüğünü hissetti. Yanılmamıştı. Sürülmüş bir tarlanın kenarındaydı ve gözlerinin bağını çözen, uzun ve bol tuniği sebebiyle cinsiyeti belli olmayan bir çocuktu. Çocuk onlu yaşlarındaydı; ama gözlerinde çelik bir ışıltı vardı. Niyetini bilmese de; gözlerindeki sertlik, içinde bulunduğu muammanın bir parçasıydı.
Karşıma geçip beklemeye başladı. Diğer arkadaşlarını bekliyor olmalıydı.
Neden? Ona ne yapacaklardı?
En son ne olmuştu? Neyi hatırlıyordu?
Yatağında radyo dinlemekte olduğunu…
Yalnızca rock müzik çalan bir radyoydu. Sadece onu hatırlıyordu. Dinlediği son şarkı… Hayır, aklına gelmemişti.
Hafızasını yokladı. Geri kalan her şeyi hatırlayabiliyordu. Normal bir adamdı. İri yarı olmasa da birkaç çocuğun onu nasıl buraya getirebildiğine şaşıyordu.
Uzaktan iki üç yaşında bir çocuğu elinden tutan başka bir çocuk gelmekteydi. İki üç yaşındaki çocuk, tuhaf görünmekteydi.
Onu elinden tutan, yumuşak ve ince bir sesle konuşuyordu. Bir kız çocuğu olmalıydı. O da aynı tuniği giyiyordu.
Küçük çocuğun eline bir kağıt ve bir kurşun kalem verdi ve ona anaç bir sesle resim yapmasını söyledi.
Çocuğun yaptığı resmi görmemiştim; ama bu kağıdı üçgen şeklinde katlayarak kesin fakat yumuşakça ağzımı açmamı sağladıktan sonra ağzıma soktu. Yutmam isteniyordu bu kağıdı.
Bunun için mi? Bunun için mi getirmişlerdi onu buraya?
Sonra hatırlayamadığı bir şekilde evinde buldu kendisini.
O günden sonra bilmesi gereken her şeyi bilip; vermesi gereken her kararı netliklikle vermeye başladı.