23.06.2019

Kulağımın arkasında tuhaf bir yara çıkmıştı. Çıktığı yere rağmen, başkaları tarafından kolayca görünecek kadar büyüktü. Sanki bir fişin takılabilmesi için yapılmıştı bu yara. İki kırmızı deliği vardı ve devamlı, ince ince kanıyordu.
Bir yoksunluk muydu bu kanamanın sebebi acaba? öyle hissediyordum. Sanki olması gereken bir şey yoktu kulağımda. Kabuk bağlamak da bilmiyordu bu yara.
Böyle böyle tam üç ay geçirmiştim. Dördüncü ayın başında, sabah yastığımın yanında teflon bir fişle uyandım uykumdan. Evde tek başına yaşıyordum. Kapı ve pencereler sıkı sıkı kilitliydi.
Bu fişin nereden geldiğini bilmemenin verdiği can sıkıntısı içinde gıcıklık barındıran bir durumdu; çünkü kulağımın arkasındaki yarayla bağlantılı olduğunu biliyordum. Yani fişi kulağımın arkasındaki yarayla birleştirsem birbirlerine uyacaklarını gayet iyi biliyordum; ama bunun nasıl bir şeyi başlatacağı meçhuldü ve ben bu bilinmezlikten epey korkuyordum.
Yine de gerekeni yaptım. Hiçbir şey olmadı…
Muhtemelen ne olacağını zaman gösteriyordu ve bu durum sandığımdan da kötüydü. Beklemem gerekecekti ve savunmam çoktan düşmüş olacaktı neyi değiştirecekse…

09.06.2019

Farklı olduğumu biliyordum. Diğerlerinden farklı olduğumu… Oysa aynı olduğumu bilmiyordum. Diğerleriyle aynı olduğumu…
Farklı olmakla aynı olmak arasındaki farkın ne kadar az olduğunun ayrımına henüz varmamıştım. Herkes farklıydı ve bu herkeste aynıydı. Keşke sadece ben bunun farkında olmamış olsaydım. Ben kendimin farklı olduğunu anlamıştım ve sadece kendimin farkındaydım. İnsanlar aynı şekilde davrandıkları ve kendilerinin farkında olmadıkları için, onların farklılıkları konusunda uzun uzadıya düşünmemiş, kendimi onlardan farklı addetmekle yetinmiştim. Hoş, bu benim sorumluluğumda olması gereken bir şey olmaktan çok, bilmem, idrak etmem gereken bir şeydi sadece.
İnsanların farklılıklarını bulup onlara söylemek değildi benim görevim. İnsanların farklılıklarını bulup onları seyretmek, onlara farklılıklarınca davranmaktı. Bu görevi kendime ben vermiştim.
Akıl sağlıklarını yitirmiş insanların bulunduğu bir hastahaneye gittiğimde, onu görmüştüm. Kendisini peygamber ilan etmiş, temiz ve dürüst, kendi halindeliği başına vurmuş bir adam…
Adamın delirmiş olduğunu düşünmüyordum. Sadece aynılık sahtekarlığından bunalmış bir adamdı o. Aynı olmadığını bilen; ama insanların aynı olmaya çalıştığını, bunun için kendilerine yalan söylediklerini anlayamayan, yani gerçekten peygamber kadar dürüst olan bir adam…
Ona delirmediğini, sadece bir şeyi gözden kaçırdığını söylemeye çalıştım. Onu anlayacak kadar dürüst olsam da; ona kendimi ya da durumu anlatacak kadar yalansız değildim.

03.06.2019

Bugün düşündüm. Bir kitaptaki bir cümlenin yüzü suyu hürmetine yaşıyor, aynı kitaptaki aynı cümle yüzünden acı çekiyordum.
Sonra yine düşüncemin izinden gittim. Oysa düşüncemi yürüdükçe salgıladığım sümüksü izler gibi kendim salgılamalıydım.
Ve… böyle şeyler düşünmekten vazgeçtim. Bunlar öğretilmiş düşüncelerdi. Kediyi düşündüm sonra… İşte, parlak ve sümüksü bir iz bırakmıştım arkamda.
Biraz silik olsa da… Sonra başka şeyler… rastgele izlerle dolu, koskocaman bir koridordu gece. Zaman ve mekan birdi.
Sonra adımı yazmak istedim düşüncelerimin bıraktığı izlerle. Bir ömre ihtiyacım vardı bunun için. Bir hat ustası gibi…
Vazgeçmeden vazgeçtim. Belki son nefesimde düşünecektim. Bir hamlede yazabilmek için…

29.05.2019

Artık…
Bu kelime, başlamak için ne kadar da elverişsiz…
Artık baldıran zehri işlerini görmüyordu güçlerin. O milattan önce işe yaramıştı ancak. Ya da panzerler… O da çok değil, yirmi yıl önce miyadını doldurmuştu.
Şimdi insanlar baldıran zehriyle öldürülmüyor, dolayısıyla harcanmıyordu. Panzerlerle yaralanmıyor, yani malın bir kısmı bile israf edilmiyordu.
Artık her şeyleri, organ ve kanları bile değerlendiriliyordu.
Nasıl mı?
Onu da miyadı dolduktan sonra açıklamak en iyisi olacak bir sonraki şafağı görebilmem için.
İnandınız mı? Bir şeyler bilsem öylece söylerdim ve öylece, diğer öylece edilen lafların arasına kaynar giderdi. Bu değil midir bir gerçeği kamufle etmenin yolu?

22.05.2019

Hardal sarısına boyanmış bir cephesi olan bir bina… İnsanların uyuyabilmeleri için… Sadece yatabilmek için yüksek tavanlı, , piramit yataklar vardı ve bir düğmeyle açılıp kapanabiliyorlardı. Kapandıklarında hiçbir şey geçirmiyorlardı içeriye. Hava içeride uykuya hazırlanmaları için özel üretiliyor, üretilen havanın temizlenip kullanılması için dışarıdan hiçbir katkı alınmıyordu. Hayat, bu piramitlerin içinde oldukça basitti. Travmaları olan birkaç kişinin ölene dek kendi istekleriyle uyutulduğunu bile işitmiştim.
İşte oraya, hayatım boyunca uyutulmak için gidiyordum.