Kategoriler
edebiyat Genel

27.02.2020

Yürüyordum. Hırpani bir yaratığın yanında aç bir yaratık da benimle birlikte yürüyorlardı. Onlar durdular, ben de istemsizce, bu iki yaratığın arasındaki sohbeti merak ederek durdum.
‘Arkadan olursa yirmi lira daha,’ diyordu hırpani yaratık. Aç olan kabul ediyordu salyalarını bile toparlamadan. Yine de ellerini ovuşturmayı ihmal etmiyordu. Karlı bir alışveriş yapmıştı.
Birlikte yürümeye başladılar. Benim gittiğim yöne gitmeyeceklerdi. Hırpani olanı düşündüm. Kendisine ait olmayan bir şey üzerinde fiyat belirtir gibiydi. Duygusuzdu. Pazardaki çığırtkanlar kadar dahi istekli değildi. Oysa onlar ellerine geçici bir şekilde alıp hemen satarlardı mallarını. Onlara bağlı olmadıkları içindi bu kadar coşkuyla bağırmalarının nedeni belki. Ürünlerini kendileri yapanların ya da yetiştirenlerin bile onlara ihtiyaçları olmadığı için sattıkları bir gerçekti.
Oysa o, aldığı her kuruşla kendisine ait olmadığını hissetse de her nefesinde hissettiği şeyleri, şeyi, satıyordu. Büyük bir kayıtsızlıkla hem de.
Aldığı her kuruşla yediği her lokma, onu bir anlığına doyuracak, işkencesini körükleyen ateş olacaktı üstelik. Sadece kendi de yemeyecekti o lokmalardan. Onun olmayan küçük bedenler de nasiplenecekti. Kıllarına zarar gelse içinde fırtınaların kopacağı, bedenler…
Bir tezgah bile kurmamıştı. Gittiği her yere götürüyordu kayıtsız tezgahını. Mesleğinden sıyrılacak bir tek an bile bulamazdı. Uyurken ağrıyan bölgelerinin acısını o muhteşem kayıtsızlığı bile dindiremezdi ki.
Oysa dalından koparılan hiçbir şeftalinin acısını, onları satan hiçbir satıcı hissetmezdi.
Ve ne olurdu? Bu karşılaşma birkaç dakikada yazılır, bunu yazan bile çabucak unuturdu.
Gerçekten unutur muydu? Unutmasa ne fark ederdi?

Kategoriler
edebiyat Genel

23.05.2018

İşsizdim. İş aramaktan dahi vazgeçmiş bir işsiz… Tam on bir yıldır dileniyordum. Onu bile doğru düzgün yapamıyordum. Bir dilencinin işbilirliğine bile sahip olamıyordum. Nerede kaldı gerçek bir işe sahip olmak…
Bir gün, özensiz giyimli bir adam önüme iki yüz liralık bir kağıt para attı. Teşekkür etmeme rağmen yanımdan ayrılmamıştı. Biraz sağdan soldan konuştuktan sonra bana bir deneyinde yardımcı olup olmayacağımı sordu. Eğer isteğini kabul edersem ciddi bir miktar vereceğini ekleyerek…
Kabul etmiştim; çünkü dilenmekten bıktığımı hissetmekteydim. Zaten açlığım son raddeye gelince dilenmeye başlıyordum artık. Güçsüz olduğumdan dilenemiyordum ve gerçekten ihtiyacım olsa dahi kimse bana bir kuruş dahi vermiyordu. Zaten genelde ihtiyacı olmayan insanlar daha çok kazanıyordu bu işten.
Kabul ettiğimde beni zengin; ama özenti olmayan; yani içindeki her şeyi kaliteli; ama şatafatsız bir eve götürdü.
Yapmam gereken tek şey bir ilacı saatte bir kullanmaktı. Beni etkilememek için ilacın ne işe yaradığını da söylemeyecekti. Hep birlikte görecektik sonucu.


Günler geçiyor ve ben ilacı her saat kullanmaya devam ediyordum. Ne var ki, görünür hiçbir şey olmuyordu. İşin tuhafı, adam gayet memnun görünüyordu.
Sonra ben de anladım ilacın ne işe yaradığını. Beni yavaşça şeffaflaştırıyor, insanların gözlerinden adeta uzaklaştırıyordu.
Ardından, bu ilacın tehlikelerini idrak etmeye başladım. İlacın politikacıların, toplum mühendislerinin eline geçtiğini hayal ettim. Bir distopya yaratılıvermişti bile zihnimin sahnesinde.
Daha da kötüsü, ilaç benim üzerimde işe yarar yaramaz satılmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

18.05.2018

Haftada bir gün, genellikle pazartesi günleri, gün boyunca yemek yemezdi. Sadece akşamları su içerdi; ama bu dini bir vecibe değildi onun için. Aç kalmayı seviyordu. Açlıktan sonraki tokluğu daha çok seviyordu. Dayanıp dayanamamak değildi mesele. Açlığı, dayanabileceği bir şey olarak görmüyordu. O yoksunluktan zevk devşirmişti ve bunu kendisine zarar vermeden sürdürmeye çalışıyordu. Mesela, başı dönecek olsa hemen yemek yiyebiliyordu ve bu onun için hiçbir sorun olmuyordu; çünkü o zaten aç kalmaktan zevk alıyordu ve aldığı zevki sürdürmek için sağlıklı olması, bu sevgisinin onu ele geçirmesine izin vermemesi gerektiğini biliyordu.
Aslında bu yoksunluktan zevk devşirme hali sadece açlık için geçerli değildi. Ayrıca, bu durumun acıdan zevk alma haliyle ilgisi bile yoktu. O yoksunluğa yoksunluk olarak bile bakmıyordu. Başkalarının yoksunluk dediği şeyi alıp ondan mutlu olacağı bir şey devşirme eylemini istem dışı bir şekilde yapıyordu.
Böylece yıllar geçmişti. Bir ara, işsiz kaldı ve yemek alacak parası bile olmadı. Yani bu kez gerçekten de aç kalmak zorunda kalmıştı. Artık hiçbir şeyden zevk alamaz olmuştu. Yoksunluk bakiydi sanki onun için. İşte o zaman, yoksunluk gerçekten yoksunluk haline gelmeye başlamıştı. İşte o zaman acı çekmenin gerçekliğiyle karşı karşıya kalmıştı ve işte o zaman, aç kalabilmek ve aç kalmak zorunda kalmak arasındaki farkı anlamıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

07.11.2017