Kategoriler
edebiyat Genel

17.01.2019

Bir sayfiye yerinin çarşısı boyunca yürümekteydi. Birkaç dükkandan, birçok tezgahtan müteşekkil küçük bir çarşı…
Çarşının en ucunda, gözleme ve kek satan bir dükkan vardı. Tüm gün boyunca yüzdüğü ve çarşıya kadar epeyce uzun bir yoldan geldiği için açlıktan karnı guruldamakta, halsizlikten adımları sarsaklaşmaktaydı. Onun için de bu gözlemeci dükkan şimdilik derdinin tek dermanıydı.
Dükkandan çıkanlar epey mutlu görünmekteydi. Hallerinden hoşnut birer kedi gibi… Adeta yolda uyuyabilecek denli doyup gevşemişti hepsi… Doğa üstü bir tür rahatlamışlık vardı yüzlerinde.
İçeriye girdi. Tertemizdi ortalık ve harika kokuyordu. Karışık bir gözlemeyi bir bardak ayranla, ardından çikolatalı keki, bir espresso eşliğinde içti.
Gevşemişti…
Sanki sarhoş olmuştu…
Sanki, keklerin içinde uyuşturucu vardı…
Ertesi sabah, kahvaltı zamanı ilk kez acıkmadığı için kahvaltıdan vazgeçmek zorunda kaldı; çünkü zorla dahi olsa boğazından geçmiyordu hiçbir şey
Tüm gün boyunca yüzüp yorgunluktan bitkin düşmesine rağmen hala acıkmamıştı. Yorulsa da; acıkmıyor, dahası boğazından su bile geçmiyordu.
Üç gün sonra, öldü. Tıpkı diğerleri gibi… Yavaş yavaş ve hissederek… Hissedemedikleri bir şey yüzünden…
Bir ihtiyaç…

Kategoriler
edebiyat Genel

23.05.2018

İşsizdim. İş aramaktan dahi vazgeçmiş bir işsiz… Tam on bir yıldır dileniyordum. Onu bile doğru düzgün yapamıyordum. Bir dilencinin işbilirliğine bile sahip olamıyordum. Nerede kaldı gerçek bir işe sahip olmak…
Bir gün, özensiz giyimli bir adam önüme iki yüz liralık bir kağıt para attı. Teşekkür etmeme rağmen yanımdan ayrılmamıştı. Biraz sağdan soldan konuştuktan sonra bana bir deneyinde yardımcı olup olmayacağımı sordu. Eğer isteğini kabul edersem ciddi bir miktar vereceğini ekleyerek…
Kabul etmiştim; çünkü dilenmekten bıktığımı hissetmekteydim. Zaten açlığım son raddeye gelince dilenmeye başlıyordum artık. Güçsüz olduğumdan dilenemiyordum ve gerçekten ihtiyacım olsa dahi kimse bana bir kuruş dahi vermiyordu. Zaten genelde ihtiyacı olmayan insanlar daha çok kazanıyordu bu işten.
Kabul ettiğimde beni zengin; ama özenti olmayan; yani içindeki her şeyi kaliteli; ama şatafatsız bir eve götürdü.
Yapmam gereken tek şey bir ilacı saatte bir kullanmaktı. Beni etkilememek için ilacın ne işe yaradığını da söylemeyecekti. Hep birlikte görecektik sonucu.


Günler geçiyor ve ben ilacı her saat kullanmaya devam ediyordum. Ne var ki, görünür hiçbir şey olmuyordu. İşin tuhafı, adam gayet memnun görünüyordu.
Sonra ben de anladım ilacın ne işe yaradığını. Beni yavaşça şeffaflaştırıyor, insanların gözlerinden adeta uzaklaştırıyordu.
Ardından, bu ilacın tehlikelerini idrak etmeye başladım. İlacın politikacıların, toplum mühendislerinin eline geçtiğini hayal ettim. Bir distopya yaratılıvermişti bile zihnimin sahnesinde.
Daha da kötüsü, ilaç benim üzerimde işe yarar yaramaz satılmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

07.11.2017