Kategoriler
edebiyat Genel

30.03.2020

Uçuyorlar; ama üç kertenkele onu ne kadar süreliğine uçurabilecek bilmiyor. Hükümetin sonsuz gücüyle nasıl mücadele edebilecekler, en ufak bir fikri yok. Ne yapacaklarını, ne istediklerini bile bilmiyor. Kertenkeleleri değiştirmelerini istemediğini biliyor en azından. Buna emin; ama bunu nasıl yapacaklar ki?
Onlara isimler vermek istiyor, nedenini bilmese de; bu çok önemli.
Kırmızıya Sanat ismini veriyor.
Beyaz’a Şefkat…
Yeşil olana Tabiat…
Griye ise…
Çok düşünüyor; ama bir isim aklına gelmiyor. Sonra Adalet ismini uygun görüyor ona da.
Ardından, bu isimleri onlara yüksek sesle söylüyor. Böyle yapmak daha mantıklı geliyor nedense. Bunu yapar yapmaz, o küçücük kertenkeleler büyüyüp devasa birer ejderha oluveriyorlar.
‘İşte, artık dünya gelse bile onları değiştiremez, oldukları dışında davranmaları için onları manipüle edemez,’ diye düşünüyor; ama unuttuğu birçok şey var. Artık daha fazla göz önünde olacaklar ve insanlar onlara karşı birleşecek. Onları değiştiremeyen güçler insanların onlara karşı algılarını değiştirecekler ve insanlar birleşecek. Bunlar yavaş yavaş aklına geliyor; ama bunun için ne yapabilir? Aya falan mı kaçsalar acaba? Yani kendisi olmasa bile onlar yaşayabilirler mi havasız bir ortamda? Yaşasalar dahi hazineleri…
Çok zor bir durum bu; ama bir şekilde aşmalılar, aşacaklar…
Henüz peşlerindekiler görünmüyor. Bir yere inip dilediklerinde küçülüp küçülmeyeceklerine emin olmak istiyor; ama büyüyen bir şeyin artık küçülemeyeceğini düşünüyor.
Ne olursa olsun, bir savaşı başlattığının farkında ve bu hiç hoşuna gitmiyor. Masalsı bir savaş olacak, biliyor. Ejderhalar adına korkuyor. Güçlerini kullanmaları ne anlama gelecek? Kendisi bunu nasıl yönlendirecek? Ya yanlış bir şey yaparsa? Onları kontrol etme yanılgısına düşerse? Onları kontrolsüz bırakması bir tür yanılgı olursa? Nihayetinde verdiği isimleri onları değiştirdi öyle değil mi…
İsimleri, seçtiği hazineler… onlara karakter ve kimlik katan bunlar ve bunları da o, kendisi sağladı.
Taht Oyunları’nı anımsıyor. ‘Şiddet… Ejderhalar hep şiddet getirmek zorunda değil,’ diye düşünüyor. Seçtikleri hazineler, verdiği isimler iyi birer başlangıç. Onlara güveniyor. Kendisine de…

Kategoriler
edebiyat Genel

30.03.2019

Hayatını değiştirmek istiyordu. Nasıl olduğu önemli değildi. Bir şekilde değişmesini istiyordu her şeyin.
Her şeyin mi?
Yıl başıydı ve eline ilk defa liste yapmak için kalem kağıt aldı. Liste yapmak… Her daim saçma bulurdu bu tür şeyleri. Hoş, o farklı bir liste yapacaktı. Herkesin yaptığı gibi, değişmesini istediği şeyleri, hedeflerini ya da değiştirmek istediklerini yazmayacaktı.
O, değişmesini istemediği şeyleri yazacak, diğer şeyleri değiştirmek için bir şeyler yapacaktı.
1. Adı
Numaralandırmak da adeti değildi aslında; ama böyle yapmak daha uygundu. Böylece hatırlaması daha kolay olacaktı çünkü.
2. Soyadı.
Evlense bile soyadını değiştirmek istemiyordu. Kimliğini değiştirmeye gerek yoktu. Her şeyini değiştirmek, kocasına göre uydurmak için bir başlangıçtı soyadını değiştirmek. Gerisi çorap söküğü gibi gelirdi, biliyordu. Evli tüm arkadaşları böyle yapmıştı. Önce soyadlarını, sonra da…
İnançlarını bile değiştiren olmuştu.
İşin tuhafı, boşanır boşanmaz kendilerine gelmiş, tabiri caizse geri geri değişivermişlerdi. Soyadlarıyla birlikte… Bu da isteyerek değişmediklerini göstermez miydi?
3. İnancı…
Yok… Neredeydi silgi?
İnancı değişebilirdi. Fikirleriyle birlikte… Yontulabilirdi…
3. Temizlik anlayışı
Her gün sabah-akşam dişlerini fırçalamak mantıklıydı. Bu değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemezdi sözgelimi.
4. Ailesiyle arasına koyduğu mesafe
Böyle iyiydi. Ailesi onu rahatsız ediyor, kendisini aralarında eriyip gitmiş, bireysel özelliklerinden sıyrılmış hissediyordu. Bu kabul edilemezdi. İki haftada bir aramak yeterliydi.
5.
Aklına yazacak bir şey gelmiyordu.
Demek bu kadardı değişmemesini istediği şeyler. Dört taneydi topu topu…
Öyleyse işi zordu. Ertesi güne kadar bekleyip; listeye yazacak başka bir şey var mı diye kendisini yokladıktan sonra, güzel bir uyku aklına bir şeyler getirirdi belki, hayatını değiştirmeye başlayacaktı.
Kararlıydı…

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ Yedinci Bölüm: (03.05.2018)

Silkindi Handan. Bu ad hep böyle yapardı ona zaten. Bu isimde, Selim Amca vakasında bir gizemin saklı olduğuna inanırdı hep. Tekrar silkindi ve zarların oluşturduğu metinde verilen siteye girip programı indirdi.
Zarları tekrar istendiği gibi dizerek programda yer alan “Fotoğraf Çek” düğmesiyle zarların oluşturduğu resmi programa kaydetti. Resim programa kaydolur kaydolmaz, programda bir dosya indirme penceresi açılıverdi.
Dosya, pdf uzantılıydı. İsmi de basitçe Günlük’tü… Kimin günlüğüydü acaba? Selim Sırrı’nın mı? Belki de Selim Amca’nındı. Annesinin dediği gibi Selim Amca ölmemişse bile, gittiği mezarın tamamen düzmece olma ihtimalini kabul etse bile, çok yaşlanmış olmalıydı. Üstelik onun yüzünü de fotoğraflarından biliyordu. Öldürdüğü adamın yaptığı resimle hiç benzemiyorlardı. Belki de onun oğlu… Selim Amca’nın hiç çocuğu olmamıştı ki… Nereden gelmişti aklına yine bu konu şimdi? Selim Amca’yla Selim Sırrı’nın ne alakası vardı? Bu konuya olan takıntısı kelimenin tam anlamıyla komikti. Tekrar utançla silkindi.
Hemen onay verdi ve dosya inmeye başladı. İner inmez açtı…
Dosyadaki ilk cümle, “Merhaba Handan”dı.
“Merhaba Handan,” diyordu günlüğün başında. “Benim kim olduğumu merak ediyorsun kuşkusuz. Eh, bu da oldukça doğal; çünkü bizzat ben, bunu sağlamak için elimden geleni yaptım. Bir kişinin daha katili olmanı sağlamak dahil… Hem de hiçbir ücret almadan… Daha doğrusu, kendi güvenliğini sağlamak pahasına… ve elbette bu günlüğü elde etmek…
Sana birazdan okuyacağın bu günlüğü neden gönderdiğimi, neden seni bu kadar meraklandırmaya gerek duyduğumu birkaç saniye sonra öğreneceksin. En azından biraz fikrin olacak… Bu arada, günlüğü yazan ben değilim. Ben sadece bir elçiyim. Bir nevi aracı. Benim görevim sadece sana bu günlüğü ulaştırmak… Evet, bu kadar basit bir görevi neden bu denli karmaşıklaştırdığımı merak etmişsindir bu cümleyi okuduğun anda. Bilmem… Belki de bu günlüğü sana ulaştıran kişiye, bana, saygı duyman içindir. Belki de bu günlüğün önemine yakışır bir macera yaşamanı istediğim içindir. Belki de; sadece kendimi düşündüğümdendir. Biraz eğlenmek benim de hakkım değil mi yahu?
Devam eden sayfada günlük başlıyor olmalıydı; çünkü bilgisayar harfleri yerini zarif bir el yazısına bırakmıştı.
Bu dosya resimli pdf idi. Yani günlüğün sayfaları teker teker taranmıştı ya da fotoğrafı çekilmişti. Eski bir günlüğe benziyordu günlük. El yazısının tarzından sayfaların buruşmuş oluşuna kadar birçok göstergesi vardı bunun. Gerçi o kadar da eski değildi… Belki on beş yıllıktı, belki de yirmi…