Kategoriler
edebiyat Genel

21.12.2018

Doğuştan kuduzdu. Evet, bu hastalık kimseye bulaşmazdı; ama genetiğinde böyle bir şey vardı. Sık aralıklarla salya üretir, irtifalı yerlerdeymiş gibi oksijen kapmak istercesine soluklar alır, sudan nefret eder, karanlığı sever, en ufak şeye kızar ve incir çekirdeğini doldurmayan şeylerden nem kapıp huysuzluk nöbetleri geçirirdi. Vücut ısısı da pek fazlaydı kendisini bildi bileli. Ayrıca, cinsel iştahı çok küçük yaşta artmış, başını sık sık derde sokmasına neden olmuştu.
Sudan hoşlanmamasına rağmen kudurganlığını beslediği, onun kendi doğal ortamında hissetmesini, rahatlamasını sağladığı için alkole bayılırdı. Alkolü mezelere katarak tükettiği bile olurdu. Katı kıvamlı, kaymak gibi haydarinin içine en sertinden bir çay bardağı alkol…
O gün de; bir yerde gözüne kestirdiği bir sokak çocuğunu, kız-erkek fark etmezdi, savunmasız olması yeterliydi onun için; kedi yavrusu gibi kaldırıp getirmişti evine… O bitip tükenmez işthaını doyurmak için…
Çocuk kuduzdu. Bir sokak köpeği tarafından ısırılmış, umursamadığı; ya da bir şey yapamadığı için hastalık içinde yer etmişti. Ona da bulaşmıştı böylece.
O, kendi içindeki hastalıkla çocuğu, çocuk da; bir köpekten gelip ona musallat olan hastalıkla onu iyileştirmiş, kuduz yok edilmiş, mucize gerçekleşmişti.
Yolları selamsız sabahsız ayrılmıştı; ama hayatları değişmişti. Evet, birbirlerinden nefret etmişlerdi… Çocuk, onun kendisine tecavüz etmesinden dolayı nefret etmişti adamdan. Adamsa, çocuğun bilinçsiz de olsa yapmış olduğu iyilikten… Kendi kötülüğüne rağmen…
Ne var ki, değişmişti adam. Farklı biri olmuştu.
Eskiden olduğu adamdan geriye, sadece alkollü haydariyi aynı tabakta karıştırıp tüketme huyu kalmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

11.09.2018

İyi bir aşçı olduğunu söylerlerdi. Yemek yapmayı severdi. Zaten onun için işinde iyiydi. Kendisine özgü huyları olmasa sıradan bir aşçı olabilirdi de.
Mesela her şeyi, bir domatesin kabuğunu bile sapı oldukça yıpranmış bir satırla soyar ya da keserdi. Bu satırın onun için bir önemi olsa gerekti…
Genelde, hamur işlerini kadın memesi şeklinde yapması, tuhaftan da öteydi. Bereket, insanın gözüne sokarcasına yapmıyordu bunu ve kendi lokantasını işlettiğinden büyük bir sıkıntı olmuyordu.
Hazırladığı her yemeğe bir şekilde alkollü bir şey koyardı. En çok özen gösterdiklerine rom… Bir yemeğe özen gösterdiği, ona rom koyup koymadığıyla anlaşılırdı. Listeye yazardı çünkü hangi yemeğe ne şekilde hangi alkollü içeceği koyduğunu.
Bu arada bir mönüsü yoktu. Sadece, basit bir öğrenci tahtası ve rengarenk tebeşirler.
Onun dışında, sıradan, bir aşçının olmasını düşünebileceğimizin aksine atletik oluşu dışında sıradan bir adamdı işte.
Kara gözleri, koyu kahverengi saçları, orta boyuyla…

Bir gün, özel bir gün için hazırlanan bir akrobasi uçağı, dükkanının tam tepesinde dururken, o gürültü, nasıl olmuşsa olmuş, bir şekilde onu farklı kılan dokunun kilit teline dokunup o teli söküvermişti.
Tel sökülünce inşa ettiği her şey sökülmüş, emektar satırını, kendi kafasının tam bebekken yumuşacık olan tarafına, yarısına kadar saplamıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

24.03.2018

Ahşap görüntüsü verilmiş plastik masalarda oturuyorlardı. Birkaç adam, adamların sayısından birkaç kişi eksik birkaç da kadın. En fazla otuz kişilerdi. Sekiz masa gelişigüzel yayılmıştı. Masadan masaya edilen sohbetler, mekanın gürültüsüne gürültü katıyordu. Ortalık alkol kokuyordu. Ve balık… Ve et…
Ortalık kahkaha ve nostaljik hüzün de kokuyordu. Şarkılara sinmişti kokuları.
Orada sadece bir kişi farklılık kontenjanını doldurmuştu. Farklı kokuyordu. Onlarla tek ortak noktası kokusunda alkolün bulunmasıydı. Aynı esanslardan binlerce farklı parfüm yapabilirken; hemen hemen tüm parfümlerin, en azından kozmatik sanayisini oluşturan kokuların büyük bir yüzdesinin ortak noktası alkol olduğunu düşünürsek; bu şahsın oradakilerden ne kadar farklı olabileceğini gözümüzün önüne getiremeyeceğimizi anlarız herhalde.
Yemek yemiyordu. Sadece alkol…
Hüzün kokmuyordu, huzur kokmuyordu, mutluluk kokmuyordu, korku kokmuyordu…
Dip notalarda kontrol, orta notalarda tetiktelik, üst notalarda ise öfke, som öfke kokuyordu. Sanki tüm notalar, üst notaya hizmet etmiş; ama onun çığrından çıkmasını engellemek için yapabileceklerinin en iyisini yapmışlardı. Alkol de uçuculuğuyla bu kokuyu yaymak için elinden geleni yapıyordu.
Bu parfüm o kadar baskındı ki, diğer parfümler yavaş yavaş söndüler ve ona bıraktılar alanı. Teker teker oradan uzaklaştılar.
Neden sonra, alkol tamamen uçup; yerini sızmış, her şeyini kaybetmiş, boş bir şişeye bıraktı.