24.12.2018

Birkaç haftadır müdavimi olduğum barda oturmuştum. Şu eski para atılarak çalıştırılan müzik kutularının daha teknolojik versiyonlarından vardı. Ben de o yarımlaşamamış, sadece bozuk paranın ucunu alabilecek kadar yarımlaşmış ağzına devamlı bir liralık lokmalar tıkmak suretiyle besliyordum onu. O yarım yuvarlaklaşmaktan aciz ağzı, ben para tıktıkça büyüyüp olgunlaşmayacaktı. İstediğini veriyorduk nasılsa. Neden değişmeye, evrimleşmeye gerek duysundu […]

29.11.2018

Bir yanardağın içindeki yuvasından çıktı. Biraz dolaşacak, görünmezliğinin yasını bir gün daha tutacaktı. Ölümsüz yaşamında, bir günün herhangi bir önemi yoktu elbet; ama hep gözleyip hiç görünmediği insan alemi için önemli bir zaman dilimiydi gün. Evet, o bir cindi. Bazı insanların kullandığı tabirle bir üç harfli… ki o ‘üç harfli’ tabirini yeğlerdi. Kendi kendisine bir […]

20.11.2018

Birinin haberi olmadan onu sevmek… Tuhaf, olmaması gereken bir şey yapmak gibi. Sanki arkasından konuşmak, sanki gizlice telefonlarını dinlemek, sanki… Ne bileyim işte, hakkına girmek gibi bir şey… Habersiz sevmek, iftirayla bir sanki. Yapmadığı bir şeyi yapmış olduğunu söylemektir ya iftira etmek… İşte habersiz sevmek de … sanki öyle bir şey. Yapmadığı bir şey için […]

24.10.2018

‘Yalnızım! Yalnızım! Yalnızım…’ Bu ümitsiz inlemeler bir uçağın kara kutusundaki kayıttan geliyordu. Nasıl olmuşsa olmuş, diğer kayıtlar silinmişti ve sadece bu dokuz uzun hece kalmıştı. Devamlı dinliyordum bu çığlıkları. Yalnız bir adam… Nesli tükenmiş bir canlı… Aslında herkes, teker teker her birey öldüğünde nesli tükenmiş bir canlının son ferdi ölmüştür bana göre. Yoksa çok mu […]