Kategoriler
edebiyat Genel

19.03.2020

Tutkusu olan insanları severim. Tutkusuz insanlar ruhsuz bedenlere benzerken tutkulu insanlar bir kamp ateşi gibidirler. Ruhları olan bedenlerden çok daha fazladırlar.
O da öyleydi. Tutkuluydu benim gibi. Yani ondan benden daha tutkulu olduğunu düşündüğüm için hoşlanmamıştım. Tutkusuyla tutkum birbirlerine benzediği için hoşlanmıştım. Daha büyük bir kamp ateşi olabilmek için birleşmek istemiştim onunla. Yaşamayı bildiği, onu benim yaptığım gibi icra ettiği için sevmiştim onu. Tutkumu söndürmeye çalışmadığı için rahat etmiştim yanında. Değiştirmek istemeyeceğim biri olduğu için…
Onunla birlikteyken tutkusuz insanlarla alay etmek istiyordum. Onları ısıtacak kadar yanlarında olmak, belki içlerindeki kıvılcımı büyütmek, belki de bedenlerini tekrar doğsunlar diye alaylarımızla yakmak için…
Ayrı yerlere gitmiştik birleştiğimizde bazen. İzin vermiştik birbirimize. Güvenmiştik…
Çoğu zaman aynı yöndeydik ve kocaman bir ateş olmuştuk birlikte. Isıtan, gıda olarak tutkusuz olan şeyleri kullanan, onları dönüştüren ve tutkunun kızılına boyayan…
Sonra da ölmüştük. Ruhlarımız bilmem nereye uçmuştu; ama son nefesimizde bile içimizdeki tutku hep var olmuştu. Ruhlarımızı ölümsüzleştiren tutku…
Yoksa neden son nefesimi bunu yazmak için harcayacaktım ki?

Kategoriler
edebiyat Genel

04.01.2020

‘Bu karanfilli sigarayı nereden buldunuz?? Bunu hiç görmemiştim. Tütün de kokmuyor bu sanki.’
‘Tabii tütün kokmayacak! Bu sigara tütünsüz. Yandıktan sonra yararlı olan tek şey var bu sigarada. Oksijenin sevip kayırdığı tek şey… Ama önce… Ateş alabilir miyim evladım? Çakmağımı unutmuşum da…’
‘Tabii teyzeciğim, buyrun, ben yakayım.’
‘yak evladım yak, yakarken içine çekmeyi unutma! Gör bak, sen de tazeleneceksin.’
‘Gerçekten de öyle…’
‘İşte bu sigara sayesinde tam iki yüz yıl yaşadım ben. Tıpkı bir karga gibi… Evet, karganın tersine ağardım; ama yaşadım.’
‘Siz mi yapıyorsunuz?’
‘tabii… ama sana veremem, işlemez… Sadece nefesimden nasiplenebilirsin.’
‘…’
‘Üzülme canım, kendin için yapabilirsin. Sadece kendin için…’
‘…
Saldığınız dumanların şekilleri değişiyor her nefesinizde! Bulutlar gibi…’
‘Çünkü bulutlar hayallerin hammaddesidir.’
‘Nasıl? Ne ilgisi var?’
‘Gayet basit evladım bunda anlamayacak ne var. Hayallerinden yapacaksın bu sigaraları hayallerinden. Hayallerinden, umutlarından, isteklerinden…
Sonra onları vücuduna geri vereceksin yakarak. Yani sevgili dostları oksijen ve ateşle buluşturarak.
Yani hava ve ateşle…’
‘Nasıl? Neden karanfil kokuyor? peki bu sigara?’
‘O senin bileceğin bir şey. Kokusuna, tadına, görüntüsüne sen karar vereceksin.’
‘Yani sigara olmayabilir mi?’
‘Tabii; hava ve ateşle buluştuğu sürece her şey olabilir. Şu rüzgara baksana! Belli, denizden geliyor. İşte onun kokusunda, hafif tuzlu tadında bir içecek olur mesela. Sonra yakarak içersin onu da. Buharını solursun, başkaları da…’

Kategoriler
edebiyat Genel

22.12.2019

‘Hayatımızdaki Handikaplar Festivali!
Yılın ilk gününde yapılan bu festivale herkes davetlidir. Herkes hayatında aştığı bir engeli, maddi ya da manevi, temsil eden bir nesne getirecek, semt ve şehir meydanlarına bunlar yığılıp önce üzerlerinden atlanıp; sonra da yakılacaktır…’
Yıl iki bin iki yüz seksen yedi idi ve böyle bir festival yapılıyordu ülke genelinde.
Tevekkeli değil çağ yuvarlak demişti ünlü bir bilge. İlkel çağlarda yapılan hasat festivallerinden hiçbir farkı yoktu bu festivalin. Sadece Handikap Festivali olmuştu adı. Türkçe bile değildi bu isim. Yine de babasının malı gibi sahiplenmişti halk onu.
Tuhaftır, git gide daha az şey yakılır olmuştu. Öyle ki, bir yıl önce sadece on-on beş nesne yakmıştı bir şehir dolusu insan. Ne oluyordu böyle? İnsanları engelleyen bir şey kalmıyor muydu hayatlarında?
Bu yıl kimse bir şey getirmiyordu. Herkes boş elle geliyordu. Muhabirler şok içinde haber yapmak için bir tek temsili handikap arıyorlardı; boşunaydı. Bir mucizeydi bu! Koskoca ülkede bir tane dahi çıkmamıştı. Odunlar boşa toplanmıştı. Bunca insan boş yere mi toplanmıştı?
Hazırlanan bir ateş mutlaka yanmalıydı. Yoksa bu kadar insan…
Peki ne yakacaklardı.
Bu kez ilkel topluluklardan bir fark olacaktı. Demek ki bazen çağlar tam da yuvarlak olmayabiliyordu.
İnsanlar kendileri girmeye başlamışlardı ateşe. İntihar bile değildi bu sanki. Herkes normal bir şey yaparmış gibi giriyor, ‘şu kibriti uzatır mısın,’ diyordu birbirlerine.
Diğer seyredenlerse, tuhaf bir şey yokmuşçasına arada bir bakıyorlardı ateşlerde yanan insanlara. İnsanlar bağırıyorlardı! Yanıyorlardı! Köpekler ulumuyor, çocuklar ağlamıyor, kuşlar kaçmıyorlardı ama.
Ateş git gide arttı ve seyredenler de çekimine kapılıp atlamaya başladılar ateşin tatlı kırmızı dillerinin arasına.
Ülkede kimse kalmayacak mıydı?

Kategoriler
edebiyat Genel

15.04.2019

Yumuşacık tüyleri olan birr kuzu olmak işe yaramazdı. Her türlü ateşte yanar, dişlerde erirdi etin.

Kategoriler
edebiyat Genel

05.02.2019

Bir fırın eldiveninin içinde tuhaf iki yüzük bulsaydınız ne yapardınız?
Yüzükleri takardınız herhalde.
O da öyle yapmıştı. Ellerine takmıştı onları. Böyle yaparak ateşe dayanıklı olacağını bilseydi de takardı. Hem de kalıcı olarak…
Yüzük ellerine gömülüp kemiğine kaynaştığında ve üzerlerine parmaklarının derisinin kapandığına şahit olduğunda, henüz bunu bilmemekteydi.
Yine de acı çekmediği için bunun üzerinde durmayıp halüsinasyon gördüğünü farz etmeyi tercih etti; ama gördüğü bu halüsinasyonun etkisiyle fırın eldivenini takmayı unutup elleriyle daha yeni pişmiş bir tavuğu bulunduran metal tepsiyi kavrayıp yanmayınca, tanık olduğu şeyin gerçek olduğunu anlamak zorunda kaldı.
Bazen anlamak zorunda kalırsınız; ama buna hiç de hazır değilsinizdir işte.
Ardından, hep yapmak istediği cam şekillendirme işine başladı.
Kırılan binbir çeşit camı toplayarak binbir çeşit şey yapıyordu.
Kimin camdan bir eşyası kırılmışsa ona getiriyor, o da getiren şahsın ihtiyacını giderecek başka bir eşya yapıyordu bu parçalardan. İçgüdüsel olarak şahsın ihtiyacı olanın ne olduğunu biliyordu elleri.
Belki de; dokuz yüzük değil de; sadece iki yüzük yapılmıştı.
Biri sağ ele…
Ateşe hükmetmesi için.
Diğeri sol ele…
İhtiyaçları bilmek için.
İkisi de bir kişiye…
İki yüzük…
Ruhu büyütmek için…