Kategoriler
edebiyat Genel

04.05.2019

Uçsuz bucaksız bir denizin üzerinde yürüyen bir çocuğun görüntüsü bir türlü gitmek bilmiyordu zihninden. Yürürken, konuşurken, yemek yerken, uyurken, tuvalete giderken…
Çocuğun cinsiyeti belli olmasa da; yüzü ve ayakları gayet net görünmekteydi. Ayakları uzun ve inceydi iki uçlarından, parmak ve topuklarından bir elle çekilmiş gibi.
Yüzü de uzundu; ama alnı ve çenesi görece genişti. Gözleri kapalı olduğundan renkleri belli değildi.
Hamileydi üstelik. Öyle sanıyordu ki, çocuğu rahmine düştüğünden itibaren başlamıştı her şey.

Bebekler doğduğunda, birisi kız birisi erkek iki bebek dünyaya getirmişti, ikisi de zihninde gördüğü bebeğe benzemiyordu. Bir kere ikisi de esmerdi. Zihnindeki çocuk bembeyazdı. Yüzlerinin benzeyip benzemeyeceğini şimdiden söyleyemezdi. Zihnindeki çocuk dokuz-on yaşlarında görünüyordu.
Zaten bebekler doğar doğmaz, görüntü gitmişti zihninden. Sanki çocuk ölmüştü. Ya da çocuğun ruhu kendi çocuklarının birisiydi ve onun zihniyle bağlantı kurmaya çalışıyordu.

Yıllar geçmişti. Çocukları dokuz yaşına basmışlardı. Onlarla birlikte parka gittiğinde salıncakta yalın ayak, ayakta sallanan uzun yüzlü, uzun ince ayaklı bir çocuk görmeye başlamıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

08.02.2019

Kazara bir insan öldürmüştüm.
Geçerken… Öylesine bastığım bir zemin, onun tam gırtlağı olunca, ayağımın altında bir şeyler kırıldığını hissettim önce. Çok acelem vardı… Bunun tek açıklaması buydu. Neden ayağımın altından çekilmemişti ki?
Pençeli botlarımla öldürmüştüm onu. Çok, sanıldığından da çok .kolaydı demek insan öldürmek.
Bir böcek öldürmekten farkı yoktu.

Kategoriler
edebiyat Genel

28.01.2019

Ölmüştü; artık geri gelmeyecekti; ama onu görmek istiyordum. Tam boy bir fotoğrafına bakarak ve kendimden bir şeyler de ekleyerek tam boy bir heykelini yapacaktım ve stüdyo dairemin tam ortasına yerleştirecektim.
Önce demir ve tellerden bir armatür yapmalıydım. Hurdacıya gittim ve bir sürü demir aldım. Elektrikçiden bir sürü bakır tel… Kaynak makinesi de kiraladım kiralık ekipmanlar bulunduran bir yerden.
Demirler kir pas içindeydi. Temizleyip pırıl pırıl parlattım onları. Heykelin içinde olacaktı ve görünmeyecekti; ama ben bilecektim kirli olduklarını eğer temizlemezsem ve şçten içe vicdan azabı duyacaktım.
Demirleri birbirlerine kaynatarak, telleri aralara dolayarak; seninle hiç ilgili olmayan, her heykelde bulunacak olan bir armatür yaptım. Tıpkı vücudun iç organları gibi…
İArmatüre tellerle göğüs kafesine doladığım bir kalp de yapmıştım ama. Kalbi abanoz ağacından oymuştum. Üzerine kendi adımı yazmıştım. Böylece imzamı da atmış oluyordum heykelime.
Ve sana… Senin kalbine…
Belki, yıllar yıllar sonra bir arkeolog heykeli bulacak ve görecekti armatürdeki o kalbi…
Çünkü dış yüzey yılların aşındırıcılığıyla aşınıp gitmiş olacaktı.
Sonra, havada kuruyabilen killerden almıştım paket paket. Ve seni tekrar yaratmaya başlamıştım ayaklarından.
Ayaklarını severdim. Yere kararlı basışlarını…

Fotoğrafına bakarak vücudunun her parçası üzerinde saatlerce çalışmıştım. Sonunda yüzüne gelmişti sıra.
En çok beklediğim ve en çok korktuğum yeriydi vücudunun.
Tam iki hafta sürmüştü…
Kirpiğinin dahi birtek teli üzerinde yığınlarca hatıram vardı çünkü.
Bitmiştin…
İçime bir kere daha hüzün çökmüştü…
Sanki bir daha ölmüştün…
Seni apar topar bahçeme gömdüm.
Kokabilirdin!
ve her şeye bir daha başladım…

Kategoriler
edebiyat Genel

22.01.2019

Sandalyesine iyice yaslandı. Bir çocuk gibi, ön ayaklarını havaya kaldırdı, neredeyse arkaya düşecekmiş gibi… Kaldırdı, indirdi. ‘tak…’
Bir daha…
Bir daha…
Düşünüyordu ve o düşünürken böyle yapardı. Kıyıda hissetmenin aklına fikirler, yeni fikirler getirdiğini onlarca kere tecrübe etmişti.
Bir senaristti. Bir ekibin yapacağı işi tek başına yapardı. Zengin bir adam olduğu için, sadece kendi senaryolarını oynattığı film ve diziler bulunan bir kanalı vardı. Üretken bir zengindi o. Kimseye hesap vermez, riskini kendisi alır; ama korkmazdı. Hayalperest, üretken bir zengin adam.
Geçindirecek bir ailesi, yani ayak bağı bulunmayan…
Bu kez çok daha önemli bir şey üzerinde çalışıyordu. Onun için riski biraz daha arttırıp sandalyesinin arkasında yüksek bir kaldırımın olacağı şekilde ayarlamıştı oturacağı yeri. Eğer sandalye arkaya devrilirse… Hatta arka ayakları bir santimetre kayarsa…
Bulması gereken şey, kozmonotlar için bir yıllık eğlence planıydı. Bir yıl meraklarını taze tutabilecekleri bir dizi olabilirdi pekala bu. O uzay istasyonunda zaman geçirmelerini sağlayacak bir şey…
Ne olabilirdi?
Ne! Ne! Ne!
Belki de; ilkel bir kabilenin bir yılı hakkında olabilirdi.
Kozmonotların kendilerini iyi hissetmelerini, gururlanmalarını sağlayabilirdi. İşlerine yoğunlaşmalarını hızlandırır, motivasyonlarını arttırırdı bu da.
Eh, kişi kendisini başka insanlara göre belirlerdi. İyi ya da kötü olduğunu, önde ya da arkada olduğunu…

Kategoriler
edebiyat Genel

07.12.2018



Bir sabah uyandığımda bir baktım, iki yaşındaki bir çocuğun bedenindeyim. Vücudumu yokladım, ağrı sızı yok. Gerindim, kalktım, yürüdüm. Farklı basıyordu ayaklarım. Bedenim ferahtı. Sanki çimlerin üzerindeydim her daim. Toprağı, doğayı unutmamıştı henüz vücudum. Ona göre yapılan ayar, şehir tarafından bozulmamıştı daha. Şehir, kötü alışkanlıklar, keder, umursamazlık... henüz şeklini değiştirmemişti.
Ah...
Yüzüme dokundum. Payına düşen duman çok azdı gözeneklerimin. Yüreğimi yokladım. Öfkenin asidiyle çok az hırpalanmıştı. Hatta öfkeyi bilmiyordu bile.
Dudaklarıma dokundum, çok gülmüş, çok ağlamışlardı; ama hepsi de gerçekti. Yapmacığı bilmemişlerdi şimdilik.
Bir tek zihnim... O eskiydi ve vücuduma, yani yeni vücuduma her şeyi hatırlatıp öğreten de o olacaktı... Oldu... Artık iki yaşındaki bedenim, her şeyi yaşamıştı. Hem de hiç yaşamadan...
Zavallıcık!
Yine de...
İki yaşındaki vücudumu sevmiştim. Onunla bir şansım daha olabilirdi.
Olabilir miydi?