Kategoriler
edebiyat Genel

04.07.2018

alkış sesleri eşliğinde yürürken; gözleri onu alkışlamayan bir tek kişinin üzerindeydi. Aynaya doğru yürümekteydi.

Kategoriler
edebiyat Genel

06.06.2018

Keder insanın yüreğine örülen yapışkan, zift kokan bir örümcek ağıdır ve yanıcıdır. Cehennem ateşi gibi, yansa da yenilenir yürek ve bir daha, bir daha, bir daha yanar. Bu ağı ören bir örümcek yoktur ya da kendisini çok iyi gizlediği için izine bir türlü rastlanamaz. Bu ağa her şey yapışır ve sanki yapışan her şeyin ruhu alınırcasına kuruyup sarkmaya başlar yapışanlar. Artık içleri boştur ve herbiri yapıştıklarında eşsiz olsa bile kuruduklarında birbirlerini tıpatıp andırırlar.
o da; bu ağı ören örümceği aramaya, kendi yüreğine doğru bir yolculuğa çıkmıştı.
Örümceği bulduğunda öldürecek, ağı son bir defa temizleyip yüreğinin keyfini çıkartacaktı hesabına göre.


Az gitmiş, uz gitmiş, bir arpa boyu bile olmayan; ama tam yedi yıl süren bir yolculuk yapmış; ne var ki örümceğe rastlayamamıştı. Belki de onu yanlış bir yerde aramaktaydı. Doğru yer kafasında olamaz mıydı?
Bu ihtimali aklına getirir getirmez, aldı eline demir asa, giydi ayağına demir çarık; bu kez de kafasına doğru vurdu kendisini.
Önüne üç yol ağzı çıktı. En bozuk yol ortadakiydi. O da bilirdi masalları, en bozuk yol hangisiyse oradan gitmek gerektiğini öğütlerdi hepsi. Onları dinleyip; girdi ortadaki yola.
Girdi girmesine de; orada yol kapanmıştı ve duvar ayna gibi sırlıydı. Sıska birisi bakmaktaydı kendisine.
Geri döndü ve sağdaki yola girdi. Yani giderken solda kalacak olan yola…
O da aynı ayna duvara çıkmıştı.
Bu kez diğer yola girdi son çare.
O da…
Ortadaki yola tekrar girdi ve ayakkabısını, demirden çarığını çıkarıp aynaya attı.
Ayna kırıldı…
Öldü…

Kategoriler
edebiyat Genel

15.05.2018

Ona ayrıcalıklı davranamazdı. Başkalarına öyle davransa sorun olmazdı; ama ona yapamazdı. Her şey belli olurdu. Kimse öyle düşünmese bile, o bu durumdan öylesine korkuyordu ki, mutlaka bir şey belli ederdi. Sırf bunun için ona en ufak bir ayrıcalık yapmaktan kaçınması gerekiyordu. Böyle yapıyordu yapmasına da; diğer yandan da; ona olan muhabbetini göstermek istiyordu. Aşktı bu, kızıl bir oddu. Ya koldan belli ederdi kendisini, ya yenden… İstese de istemese de; ona farklı gülümsediğini fark etti. En kolay bu fark edilirdi zaten. Onun için gülümsediği an suratını ifadesizleştirmeye alıştırdı kendisini. Ama bu kez de sesinin tonunun değiştiğini fark etmişti. onu değiştirmek çok daha zordu işte. Bunu yapamadığından onunla çok az konuşmaya çalıştı.
Aşkın en belirgin göstergesi olan maşukun ismini söyleyememe hali de başını belaya sokmaktaydı. O da; maşukunun adını ayna önünde sıradan bir şekilde söyleme provaları yaparak aştı bu durumu. Sonra yanından geçerken duraklamamaya, o konuşur konuşmaz ya da hareket eder etmez başını olduğu tarafa çevirmemeye, diğer insanlarla onun hakkında pek konuşmamaya… kısacası aşk denen kızıl odu gizlemeye çalıştı. Bu ateşi gizlemek için attığı battaniyeler yandı, döktüğü sular buharlaştı.
Maşukunun varlığı oda kütük oluyor, od bir türlü sönmüyordu. Bunun üzerine oradan uzaklaşmaya karar verdi. Gördü ki, maşukunun yokluğu da oda kütük oluyordu.
Nasıl olsa oradan uzaklaşmış, oranın kuralları ona işlemez olmuştu. Onun için aşkını bir kandile koyup maşukuna sunmaya gitti.
Maşuku, kandili alıp kendi odunu onun oduna ekledi.
Bazen her şey bu kadar basitti.

Kategoriler
edebiyat Genel

09.02.2018

Aynalara bakmayı severdi, çok severdi. Bir şeyler yaparken kendisini göz hapsine almaktan haz duyardı. Bulunduğu yerleri aynalarla süslerdi onun için. Parçalı aynalar, büyük aynalar, düz aynalar, çukur aynalar…
Diğer insanları da aynadaki yansımalarından izlemekten hoşlanırdı. Su kıyılarında dolaşmayı da severdi. Doğal ayna olan su birikintilerinde, bulanık da olsa, kendisini seyretmek ona büyük haz verirdi.
Öldüğünde onu kapağında ayna olan bir tabutla defnetmelerini vasiyet etmişti. Bakmasa da; bakamasa da böyle bir şansı olduğunu bilmeye ihtiyacı vardı çünkü.


Yaşlanmıştı ve gözleri görmez olmuştu. Bu duruma, en çok aynalara bakamayacağı için üzülmüştü.
Bu kez kendi vücuduna dokunmaya başladı. Her hareketinde elleri vücudundaydı. Bir tür inme geçirdi ve ellerinde his kaybı oluşmuştu. Bu kez kollarıyla dokunmaya başladı. Yavaş yavaş vücut hareketliliğini kaybetmiş, yatağa bağlanmıştı; ama bu kez de düşüncelerine, herbir düşüncesine ayna tutmaya başlamıştı. Başarmıştı!
En son aşama bu olmalıydı…

Kategoriler
edebiyat Genel

08.11.2017