Kategoriler
edebiyat Genel

03.02.2020

Benim gibi bir sazanla tanışmak, onunla yaşayıp ölmek, ondan önce birlikte yavru sazanlar dünyaya getirmek, en azından bunu denemek isterdim.
Evet, isterdim bunu. Bir sazan olmak muhtemelen lanetli bir şey değildir. Hatta tabii ki değildir. Nesli tükenen bir canlı değil ki sazan sonuçta öyle değil mi? Tamam, sazan olmakta, bir sazan olarak yaşamakta hiçbir sıkıntı yok.
Yok; ama dostlarım, sazan olduğunu bilmek tamamen lanetli bir durum. Bir yemi görüp koklamak, sonra tam yeme atlayacakken… hoop! Bir sazan olduğunu, dikkat etmen gerektiğini anımsamak ve burnunda yemin kokusu, gözlerinde onun yansıması, öylece kalmak…
Bazen aç kalmak sonra. Bazense, çok geç doymak… Aslında hiç tam olarak doyamamak…
İşte bir sazan olduğunu bilerek, temkinle yaşamak böyledir. Böyle bitmez tükenmez bir açlıkla yaşarsın. Doyamaz, doyamaz, doyamazsın… Özellikle her yerde sahte yemlerin olduğu günümüzde… Senin arzuların, hevesin ve merakın gerçektir. Sazan olmaklığın bunu gerektirir çünkü. Oysa sen, bir sazan olduğunu bilmekle, sulandırılması gereken bir şeyi sulandırır ve tadını kaçırırsın.
Yanında yörende başka sazan istersin. Binlerce yıldır sürü halinde yaşamışken şimdi, genetiğine aykırı yaşayıp tek başına kalmak! Her an yaşarsın bu cehennem azabını. Her an!
Devamlı hareket halindesindir; çünkü devamlı gürültü vardır etrafında; ama kışın çamura batıp uyuman gerekmektedir. Bazen dinlenmen… Sana uyku haram kılınmıştır dış dünya tarafından. Merakını, heves ve arzunu son damlasına kadar yaşamak, haram kılınmıştır; çünkü sen tek başına bir sazansındır.
En kötüsü de; etrafında sazan vardıysa bile, onlar gibi sen de; kendini gizlemek, başka bir canlının rolüne bürünmek zorunda kalmışsındır seni avlamasınlar diye.

Anlatabildim mi sazan olmanın nasıl bir şey olduğunu? Belki de siz de çok iyi biliyorsunuzdur bunu ha?

Kategoriler
edebiyat Genel

12.01.2020

Düşünüyordum. Bilmek istiyordum…
Kim olduğumu, ne istediğimi…
Boşluktaydım çünkü. Yaptığım hiçbir şey anlaşılmıyordu, b

Kategoriler
edebiyat Genel

17.09.2019

Gördüğüm bir rüyanın hayatımı değiştireceğine asla inanmazdım. O gün kalktığımda da bunu düşünmemiştim bile. Sadece ne kadar gerçekçi bir rüya gördüğümü düşünmüştüm. Kendimce yorumlamaya da çalıştım; ama sıra dışı değildi bu benim için.
İlk tuhaflık, gün içerisinde bana rüyamı hatırlatan ilk şey, öğle yemeğinde istavrit kızartma olmasıydı. Tesadüftü, bir tesadüften başka ne olabilirdi ki…
Rüyamda istavrit görebilirdim pekala. O istavritler canlıydı ve denizde yüzüyorlardı. Ortalarında başka, farklı, önemli bir balığı koruyorlardı. Bunun için avlanmayı göze alıyorlardı. Genelde kolay avlanan bir balıktı istavrit; ama bu kez kendilerini feda ediyorlardı. Yani rüyamda öyle görmüştüm. Hem de bir tek balık için. Bir tek balığa sevdalanmış yüzlerce balık…
Balığın sarı çizgilerinin yanında yeşil pullar vardı. Diğerlerinden farkı buydu, yeşil pulları…
Yanımdaki kadının tabağında da böyle bir balık olmasa, belki de rüyama sadece tesadüf olarak bakmam kolay olurdu.

Kategoriler
edebiyat Genel

19.10.2018

“Rakına buz ister misin hanım kızım?”
“Yok, buzsuz ve susuz içerim ben amcacığım, sağ olasın…”
“Peki evladım, sağlığına.”
“Sağlığınıza… Balıklar çok iyi kızarmış, ellerinize sağlık.’
‘Afiyet olsun. Senin bana yaptığın şeyden sonra lafı bile olmaz, Allah razı olsun senden.’
‘ne demek amca, benim işim bu.’
‘Olur mu yavrum, kim hiç tanımadığı bir insan için mesleğini tehlikeye sokar?’
‘ben…’
‘eh, o belli oluyor da; neden bunu yapıyorsun be kızım? Kendimi unutup senin için korkmaya başladım. Utanıyorum… Ya bir şey olursa diye yüreğim yerinden oynuyor. Vicdan azabı beni mahveder eğer öyle bir şey olursa. Hiç başlamasak mı acaba?’


Fakir bir hanede, sallanan, ahşap bir masada oturuyorlardı. Birisi gardiyandı, diğeri ise azılı, siyasi bir mahkumun babası… Hoş, siyasi bir mahkum ne kadar azılı olabilirdi ki?
Gardiyan mahkumdan gençti. Beş ya da altı yaş kadar. Mahkumun kimliği bir sene geç çıkartılmış, kazayla yaşı geç yazılmıştı.
Gardiyanla mahkumun arasında, ilk bakışmada gerçek bir arkadaşlık peyda olmuştu. Üstelik hiçbir sebebi olmaksızın…
Oysa kadınlar; gardiyanlar ve mahkumlar pek sevmezdi birbirlerini. İyi geçinmemeleri gerekirdi. Düzen buydu ve böyle işlemeliydi.
Gardiyan, bir hafta sonra idam edilecek mahkumu hapisten kaçırmak için işbirliği yapmak için gelmişti bu fakirhaneye. Rakı ve balık eşliğinde.
İlk defa, rakı ve balık, adaletin tecellisine bir tür aracı ve teşvik edici oluyordu belki de.

Kategoriler
edebiyat Genel

02.07.2018

Yanıyorlardı. Odunlar gibi yanıyorlardı. Fakat bu kez odunlar balık, alevler su olmayacak, orası bir göle dönüşmeyecekti. Böyle şeyler her an olmazdı çünkü ve bunun bir nedeni vardı. Bazı şeylerin tutarlı olması gerekiyordu. Yakanın da; yananın da; buna seyirci kalanın da alacağını alması gerekiyordu bu tür tutarlı sonuçları olan olaylardan.
Mucizeler zararlıydı. Eğer onlara inanırsan, kahredici bir umutla dolardı tüm zihnin ve bedenin beklerdi. Son ana kadar… Başka her şeyi unutarak beklerlerdi. Son soluklarını, fark etmeden verirlerdi. Boş bir umudun pençesinde. Oysa acıyı bile yaşamadan ölmek umudun yan etkisiydi.
Yanmışlardı ve yanmalıydılar da. Eğer yanmasalardı, bir mucizeyle kurtulsalardı, o zaman…
Nasıl anlayacaktık, nasıl idrak edecektik onların ateşperestliklerini? Nasıl bilecektik bir bedel ödenmeseydi, bu kadar taptıklarını şeytana? Öyle ya, ateşini kullanarak insan öldürmüşlerdi. Her çatırtıda şeytanın doygun kahkahalarına Allah Allah nidalarıyla eşlik ediyor, o mukaddes ismi groteskleştiriyor, şeytanın yanında o ismin hükmü yokmuşçasına bir tür alay malzemesiymiş gibi kullanıyorlardı ve bunu onun adına yaptıklarını iddia ediyorlardı. Ediyor gibi yapıyorlardı.
Bir mucize olsaydı, nasıl anlayabilirdik gerçek yüzlerini?