Kategoriler
edebiyat Genel

30.01.2019

‘Nasılsın?’
‘Kötü olduğumu mu düşünüyorsun?’
‘İyi misin peki?’
‘Bunu neden sordun?’
‘Sormamam için geçerli bir nedenin var mı?’
‘Olmadığını mı düşünüyorsun?’
‘Dünden sonra neden bu kadar tuhaf davranıyorsun bana?’
‘Neden tuhaf davrandığımı düşündün?’
‘Tuhaf davrandığın için böyle düşünmüş olamaz mıyım?’
‘Nedir tuhaf olan?’
‘Tuhaf olmayan nedir? Her zamanki gibi olduğunu mu iddia ediyorsun?’
‘Bugün farklı olduğumu mu söylüyorsun?’
‘Bu kadar kaçamak davranır mıydın?’
‘Davranmaz mıydım?’
‘Hatrın sorulduğunda kısa bir cevap vermez miydin başka zaman olsa?’
‘Dünden beri sana kızgın olduğum için mi hatrımı sorduğunda dolambaçlı davrandığımı düşünüyorsun?’
‘Kızgın mıydın, kızgın mısın?’
‘Ahhh! Neden kızgın olmayayım ki! Sen olsaydın bana kızmaz mıydın?’
‘Niye kızayım? Ama üzülmemem için bir neden yok öyle değil mi?’
‘Her şey geçtiğinde bana söylemekle doğru birr şey yaptığını fark edebilecek miyim sence?’
‘Şimdi fark etmedin mi?’
‘Bunu idrak edebildiğimi mi düşünüyorsun?’
‘Sen ne düşünüyorsun?’

Kategoriler
edebiyat Genel

03.01.2019

Küçük bir çocukken görmüştü onu. Kimsenin görmediği bir şey olduğunu anlamamıştı. Aslında farklı bir yaratık olduğunu bile fark etmemişti. Belki de konuştuğundan, diğerlerinden farklı bir insandı o sadece. Üç anteni bulunan, babasının iki baş parmağı boyundaki, incecik dört ayağı ve dört eli olan bir yaratık olduğunu ilk görüşünde fark etmişti de; bunun tuhaf olduğunu sonra anlamıştı.
Onu kendisinden başka kimsenin görmediğini de yaratığın tuhaf olduğunu anlamasından birazcık daha önce keşfetmişti.
Tüm bunlara rağmen onun ne olduğunu sormamış, yaratık söylemişti.
Yaratığa göre o bir yansımaydı. Bir tür canlı eko. Kendisinin, kendi ruhunun bir diğer evrendeki yansıması…
Anlamamıştı yaratığı; ama ona ismini sormuştu hiçbir şey olmamış gibi. İsmini söylemişti. Ben.
Benjamin’in kısaltması gibi değil de; kişi zamiri olan; ama büyük harfle yazılan Ben…
Hiç ayrılmamışlardı birbirlerinden. Ben’le konuşmaya gerek bile yoktu. O anlıyordu. Hem de düşünceler zihninde şekillenir şekillenmez.
Yıllar, yıllar sonra, ölmesine birkaç dakika kala sormuştu, Ben’in neden bu evrende olduğunu. Öyle ya, o başka bir evrene ait olduğunu söylemişti. Her nedense, ancak bunu sormak o zaman aklına gelmişti.
Bu sorusunun üzerine, aralarında oldukça zamansız olan şu diyalog geçmişti:
‘Sen Ben’i yanında istedin çünkü.’
‘Neden?’
‘yalnızdın.’

Kategoriler
edebiyat Genel

13.12.2018

Birisini sevmezsiniz, sevmediğinizi söyleyemezsiniz, sonra da başka birisini sevmeye, hatta o sevgiyi onunla yaşamaya başlarsınız. İşte, ihanet ettiniz bile.
Çaresizliğe boyun eğip cesur davransaydınız… Suyun yönünü baştan değiştirseydiniz… Onu artık sevmediğinizi derhal söyleseydiniz…
Siz korkak mısınız? Yoksa cimri mi? İki şeyin de; yani geçmişinizin ve geleceğinizin de elinizde kalmasını isteyecek kadar cimri ya da istifçi mi?
Ya da kararsız mısınız? Kalbinizle değil de; kalp zihin arası gidip gelen o tuhaf mantığınızla mı karar veremiyorsunuz?
Siz ihanet edenler… Siz ne yapıyorsunuz?
Peki ya ben? Bana neden daima ihanet ediyorlar? Ben ne yapıyor ya da ne yapmıyorum da böyle oluyor? Belki de cevap kendime değer vermeyişimde saklıdır. Belki de cevap saklı değildir, ayan beyan ortadadır ve onu bulayım diye o görünmez, göremediğim, burnuyla beni dürtüp duruyordur. Bilmiyorum. Göremiyor, duyamıyor, dokunamıyor, koklayamıyor, tadamıyor, düşünemiyorum.
Yani bu cevap şimdilik ne somut ne de soyut olarak mevcut benim hayatımda. Varsın olsun, kıyamet mi kopar.
Hala yaşıyorum…


Hey!
İşte buldum cevabı!
Onlardan önce ben ihanet ediyorum. Hatta en başta ben….
Onları hiç sevmeyerek…
Kendimi hiç sevmeyerek…

Kategoriler
edebiyat Genel

07.08.2018

Şu ‘insan,’ denen mahlukatı bir türlü anlamıyorum ben. Bu arada, kim bilir bu şekilde başlayan kaç konuşma ya da yazı vardır… İnsan nasıl kendisinin mensubu olduğu bir şeyi bu kadar yanlış anlayabilir; ya da hiç anlamaz, onu da anlayamıyorum. Belki de işimize gelmediği için anlayamıyoruzdur. Tembel olduğumuzdan yani. Anladığımızda değiştirmek zorunda kalacağımızı bildiğimizden belki de…
Her ne ise… Ben sizlere meramımı anlatmak için başladım ve bitirdiğimde belki de anlamış olacağız hep birlikte. Belki öylesine tesirli olacak ki sözlerim, tembel olan tüm zerreleriniz karıncalanacak ve bir bakmışsınız ki, kan oralara hücum ederek oraları da çalışabilir hale getirmiş bile.
Umut fakirin ekmeği işte…
Gerçi, daha kendim bile bir şey anlamamışken ne yapabilirim bilmiyorum.
Evet…
Şu ‘insan’ denen mahlukatı bir türlü anlayamıyorum.
Her şeyi, her şeyi kendi bildiğince, olması gerektiğini düşündüğünce değiştirmesi yok mu, kendim dahi yaptığımda tahammül edemiyorum işte.
Sözgelimi, daha dün akşam, birkaç küçük çocuğun, her akşam içinden geçtiğim parkın çeşitli yerlerine dağılmış yavru kedileri, yemeyip içmeyip bir araya toplamaya çalışmalarına tanık oldum. Muhtemelen, akılları sıra, bu kedilerin kardeş falan olduklarını ve bir arada olmaları gerektiğini düşünmüşlerdir. Düşünmüşlerdir düşünmesine de; kedilerin her hallerinden çocuklar gibi düşünmedikleri bellidir. Daha çocuklar ikisini bir araya getirip diğerlerini bulmaya gittikleri an eskiden oldukları yere ışınlanmışlardır bile… Yani daha diğerlerini bulup toplayamadan; baştan başlamak zorunda kalmışlardır. Peki bir işe yaramış mıdır bu deneyimleri? Elbette hayır. Çocuklar inatçıdır. Düşündüklerinin arkasındadırlar. Kediler ise; kendi hayatlarının kontrolünü almaya çalışmaktadır tüm güçleriyle.
Acaba, bir gün, dünyanın dönüşü ile ilgili geçerli olduğunu düşünen bir fikir gelecek mi birisinin aklına? Ve tıpkı bir kedi yavrusu gibi, dünyayı da kaldırıp başka bir yere kondurmaya çalışacak mı o farazi kişi?
Peki başardığında sonuç ne olacak?