Kategoriler
edebiyat Genel

13.11.2018

Gri, pürüzsüz bir yumurta bulmuştu yerde. Yumurtayı eline aldığında üşüdü. Sanki içindeki ölmüş, yumurta ise ölen yaratığın mezarı olsun diye yaratılmıştı. Ölmeye doğuyordu sanki yumurtanın içindeki.
Acaba neydi yumurtadaki?
Bir kuş mu?
Bir sürüngen mi?
Bir böcek mi?
Yoksa çağlar öncesi bir yaratık mı?
Bir dinazor mu sözgelimi…


Hiçbiri değildi.
Zamanı gelip yumurta çatladığında, gri bir boşluk uzattı başını dünyaya.
Boşluk tatlı tatlı sesler çıkartmıştı yumurtadan ilk çıkışında. Eğer görünse kesin anlaşılacaktı ki, yumurtadan yeni çıkmış her canlı gibi ıslak, bir kuş yavrusu gibi tüysüz, Bir yılan gibi yumuşacıktı.
Sonra büyüdü boşluk…
Ve öldü dünya…

Kategoriler
edebiyat Genel

16.05.2018

Her şey iyi giderken neden içi burulurdu insanın? Yoksa kendisinin iyi bir şeyi hak etmediğini düşündüğünden mi? Asıl cezayı biz mi veririz kendimize yoksa?
Hayatında her şey ters gidiyordu. Yaptığı hiçbir şeyde başarılı olamadığı gibi, başardığı küçücük bir şey için tam mutlu olup onun ekmeğini yiyecekken; o elinden kayıveriyordu. O nedenle, tedbirli bir şekilde mutlu olmayı öğrenmişti. Bu çok yetersiz geliyordu ona. Uçların insanı olmasa da; biraz güven istemenin nesi kötü olabilirdi ki? Diğer yandan da; kim neye ne kadar güvenebiliyordu ki bu dünyada? Yine de; insanlar nasıl oluyordu da bu kadar güvenli görünebiliyorlardı? Kendisinde olmayıp onlarda olan neydi?
Bir gün, bu sorularının cevabını bulacaktı. Ya tecrübeyle, ya da aniden gelen bir anlayışla. Belki de başından geçen bir olay neticesindeki aydınlanmayla…
Anlaşılan o ki, son seçeneği işaretleyecekti hayat onun adına.
O gün, bir sürü insanın gözünde bir insanı kendisini tehlikeye sokarak kurtarmıştı bir yangından. İtfaiyeciler bile girememişlerdi yanan eve. Oysa o girmekle kalmamış, bir çocuğu kurtarabilmişti hafif bir hasarla.
Herkes etrafına toplanmış, onun bir kahraman olduğunu söylemişti. Oysa o zerrece gururlanmamıştı. İçinde, o aşina buruk boşluk, insanların aşırı ilgilerine bırakmıştı kendisini.
İşte o zaman anlamıştı, ne yaparsa yapsın kendisini affetmeyeceğini. O zaman anlamıştı kendisini bilinmez bir suçla küreğe mahkum ettiğini.

Kategoriler
edebiyat Genel

14.04.2018

Kanepenin üzerinde oturuyorlardı. Birbirlerinden bir insan boyu uzaktaydılar. Bir hayaletin, o hayaletin dolduracağı boşluktan ne bir milim eksik, ne de bir milim fazla bir boşluktu aralarındaki.
Artık aralarında olmasa da daima düşünüldüğü için iki tarafı keskin bir kılıç gibi ruhlarını, birlikteliklerini biçiyordu boşu boşuna. Birbirlerini sevginin en sahisiyle sevseler de; o varlık bu gerçeklikten şüphe duymalarına neden oluyordu işte.
O insana ihanet falan etmemişlerdi. Sadece onun istediği olmamıştı o kadar. Yine de; onu sevdikleri için hayal kırıklığını üstlenmişlerdi hiç düşünmeden. Oysa kendi hayal kırıklığının sorumluluğunu alamayan birisi onların sevgisini hak etmemeliydi.
Her şeye rağmen; onun payına yalnızlık düşüyordu ve bu üçüne de çok acımasız görünüyordu.
Bu durum böyle devam edemezdi ama. Üçü de mutsuz oluyordu böyle olunca. Bir aşk, kelimenin tam anlamıyla güme gidiyordu. Bir arkadaşlık da öyle. Gerçek bir arkadaşlıktı üçü arasındaki. Her şeyin gerçeğiyle kutsanmışlardı; ancak bunun değerini bilemiyorlardı; çünkü o boşluk boş kalmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

24.02.2018

İnsanın içindeki boşluğu doldurmak ne kadar zordur, hepimiz biliriz. Biraz hissedebilmek yeterli bunun için. Hiçbir boşluk tam olarak dolmaz bana kalırsa.
Ben kim miyim? Sizi neden mi rahatsız ettim?
Ben bir boşlukçuyum. Bir dişçi gibi bizim de bir mesleğimiz var; ama pek bilinmeyiz. Bir okul yoktur bu mesleğe sahip olabilmek için çünkü. Ya da bir kartvizitiniz… Olsa bile sizi ciddiye alacak kimse bulamazsınız. İlk elden yaşadığım deneyimlerden biliyorum bunu.
Köpükten bir balonu resmeden bir kartvizit yaptırmıştım. Balon tam patlayacakken ben duruma müdahale ediyor ve onu, balonunuzu kurtarıyordum.
Herkesin içinde milyonlarca köpükten balon vardır ve her anda biri patlar. şimdi anlayabildiniz mi bu dünyanın biz boşlukçulara ne kadar çok ihtiyacı olduğunu?
Oysa bu kart hiç işe yaramamıştı. O kadar güvenmiştim ki işe yarayacağına, yaklaşık on bin tane bastırdım bu karttan.
Hala elimde binlerce var. Bir tane ister misiniz?
Gerçi adresim değişti; ama hala telefonuma para yüklüyorum belki arayan olur diye.
Evet… Adres değişti; çünkü bir evsiz oldum parasızlıktan. Bir boşlukçu asla başka bir iş yapmaz zira. Yazısız kurallarımızdan birisidir bu da.
Oysa bir sürü şey bilirim ben. Bir sürü şey yapabilirdim aç kalmamak için. Çorap örüp satabilirdim, çanta yapabilirdim, köpek gezdirebilirdim, hamallık yapabilirdim…
Hayır… Bu bizim meslek ahlakımıza yakışmaz.
Bu kadar şey anlattıktan sonra merak etmediniz mi bir boşlukçu tam olarak ne yapar diye?
Eğer merak etmediyseniz, korkarım bana çok çok fazla ihtiyacınız var demektir; çünkü kulaklarınız kendi sesinizle; bastırılmış çığlıklarınız, fısıltılarınız ve normal tondaki demeçlerinizle dolmuş demektir bu. Ben onları sizin kulaklarınızdan temizlerim ve böylece borularınız temizlenmiş olur. Artık dolmayan boşluklarınız rahatlıkla dolacaktır. Onları da doldururum elim değmişken. Eh, işim bu benim.
Nasıl mı? Dinleyerek…
Söylenmemiş kelimelerinizi söylemenizi sağlarım ve onların oluşturduğu boşluğa anlayış zerk ederim. Böylece kendinizi anlamanızı sağlarım ve biliyor musunuz, hiçbir boşluk anlayışa dayanamaz. Hemen doluverir.
İşte… Hiçbir boşlukçunun yapmadığı şeyi yaptım…
Size meslek sırlarımızı anlattım.
Kim bilir, belki de kaçak boşlukçular türer… Evet, pek kazanamıyorum bu işten; ama çok az meslektaşım var. Belki de sizin ilginizle büyürüz ve bir sendika falan kuracak kadar çoğalırız. Belki de artık para kazanmaya başlarız; çünkü tanınırız.

Kategoriler
edebiyat Genel

25.01.2018

İçimde devasa bir boşluk vardı. Sanki bir parçam uzun zaman önce beni terk etmişti; ama ben daha yeni fark etmiştim bu durumu. Öyle bir boşluktu işte ve ben, beni terk eden şeyin ne olduğunu bilmiyordum. Daha kötüsü de; bu boşluğu doldurmaya çalışıyor, bir sürü hata yapıyordum. Tıpkı bir dedektif gibi yapmalıydım aslında. Boşluğun ne zaman başladığını bulup o zamandan beri kendi içimde neyin eksik olduğunu aramalıydım. Teoride bu kadar basit olan şey pratikte hemen hemen imkansızdı. İnsanın kendisini sorgulaması çok zor oluyordu ve yavaş işliyordu. Güvenilir de değildi.
Bir sabah, güneşin doğuşunu izlemek için erkenden kalkmaya karar verdim. Bilinçli olarak ilk kez yapıyordum bunu. Neden yaptığımı anlamasam da iyi bir şey yaptığımı biliyordum ve bu benim için yeterliydi. Kendi kendimi erken kalkmak konusunda ikna etmek için…
Bu kararı bir gün önceden vermiştim. Sabah kalktığımda, ilk önce onu fark edemedim. Hayır, güneşin doğuşunu değil… İçimdeki boşluğun doluşunu…
Sonra, hayretle, hiçbir şey demeden; gösteriş falan yapmadan; ruhumdaki koltuğuna oturup içimdeki boşluğu doldurduğunu fark ettim onun. Boşluk dolsa dahi, gelenin ne ya da kim olduğunu anlayamamıştım. Sadece geldiğini, yerine kurulduğunu biliyordum. Gelen kim ya da neydi, en ufak bir fikrim yoktu. Bunu bildiğimde, onu bir daha kaybetmeyecektim. Onu bir daha kaybetmemek için öğrenmeliydim.