Kategoriler
edebiyat Genel

19.04.2019

Sinekler neden vızıldarlardı?
İnsanların ya da hayvanların ona karşı savunma yapabilmeleri için vızıldamanın ahlaki olduğunu düşündüklerinden mi?

Kategoriler
edebiyat Genel

08.10.2018

Bu gezegenin son canlı sahipleri karıncalar olacaktı. Gerçi kendilerine sorsanız eminim ki ‘sahip’ kelimesini kullanmazlardı. Bu kelime, sadece insanlara aitti. Aslında, kelimelerin tümü öyleydi. Kelimeler… Yani kavramları büzüştürüp hapseden gardiyanlar…
Oysa eminim ki diğer canlıların bu gardiyanlara ihtiyacı yoktu. Onların kavramları var mıydı? Elbette…
İşte yer sarsılıyordu. Elbet bir yerden kırılacaktı ve önce dünyanın kanı, yani magma boğacaktı dünyayı. Kendi kanında boğulanlara benzeyecekti dünya. Tek teselli, çabucak ölecekti. Görmeyecekti parçalandığını.
Dünyanın son sahipleri, anlayabilecek miydi dünyanın kendi kanında boğulmasının sebebini? Kim bilir, belki de zaten bilmektelerdi. Biz insanların aksine…

Kategoriler
edebiyat Genel

20.12.2017

Rengarenk bir taş bulmuştum. O kadar farklı görünüyordu ki, gökten düşmüş olmalıydı. Taşı elime aldığımda, tuhaf bir şey hissettim. Sanki taş canlıydı. Kıpırdamıyordu; ama elimin içinde bir canlı vardı sanki. Bir canlı sıcaklığı…
Onu eve götürüp boş bir saksıya koyup bekledim. Gece taş soğurdu. O zaman dokunduğumda da sıcaksa bir şeyler farklı demekti.

Sıcaktı… Taş canlı ya da maddesel olarak farklıydı. Belki de canlı değil de; ısınmasını sağlayan bir tepkimeye giriyordu.
Bunu düşünürken elimdeki taş hareketlendi ve çatladı. Bu taş, ki yuvarlak bile değildi, bir yumurtaydı anlaşılan. Şekilsiz bir yumurta…
Yumurtadan ejderhaya benzeyen tuhaf bir hayvan çıktı. Kuş ve sürüngen arası bir şey…
Yoksa gerçek miydi ejderhalar? Yeni bir şey mi keşfetmiştim?
Tam o an, şaşırmaya bile başlayamadan; kapım aceleyle vuruldu. Zile bile basmamıştı dışardaki. Açtığımda resmi giyinmiş iki kişi duruyordu kapının dışında. Yumurtayı almaya gelen iki kişi. Tek söyledikleri buydu. Ejderhanın yumurtadan çıktığını söylediysem de; o şeyin gerçek bir ejderha olduğunu ya da olmadığını bilmeme izin vermediler. Ketumdular ve onu kendilerine vermemi öylece bekliyorlardı sadece. Bir güç gösterisinde bulunmasalar da; hareketleri; ya da hareketsizlikleri, bana onu almak için her şeyi yapabileceklerini düşündürtmüştü. Onun için, merakımı sineme gömüp yumurta kırıldıktan sonra saksıda kalan yaratığı saksısıyla götürüp verdim onlara. Hiçbir şey söylemeden kapıyı dışardan üzerime aceleyle kapatıp seslerini kapının arkasından işitebildiğim hızlı adımlarla oradan ayrıldılar.

Kategoriler
edebiyat Genel

09.12.2017

Eski, boynuz saplı bir bıçağı vardı. Tek zenginliğiydi. Kendi elleriyle yapmıştı gerçi; ama çeliği bulmak için çok zaman harcamıştı. Bulduğu yere onu satın almak için bir servet ödemişti. Boynuzu kendisi en başından tonlarca işlemden geçirerek bir bıçak kabzası haline getirmişti.
Bu bıçağın çeliğine çok emek vermişti ve dillere destan bir dayanıklılığı ve kesiciliği olmuştu. Kuru odunu bile bu bıçakla kesse bıçağın kılına zarar gelmezdi. Doğa dışı bir bıçak gibiydi. Belki de gerçekten öyleydi… Çeliğe su verirken yaşlı bir adam gelmiş, bu bıçağıyla canlı bir şeyin hayatına son vermemesi koşuluyla her şeyi kesebileceğini söylemişti. Bıçağın çeliğini sımsıcak haliyle sıvazlamıştı şaşkın bakışları altında. Bir tek parmak izi dışında hiçbir şey kalmamıştı bıçakta. Adamın elinin üzerindeki tüyler bile yanmamıştı üstelik.
Böylece adamın söylediğini yapmış, canlı bir otu dahi kesmemişti bu bıçakla. Öyle ki, bıçağın her hareketini kontrol etti keserken.
Bir akşam, bir balığı temizlerken balığın karnında bir sürü yumurtanın olduğunu fark etti. Düşünmeden onları keserken bıçak aniden köreliverdi.
İşte o zaman düşünebildi, her yumurtanın potansiyel bir canlının tohumu, dolayısıyla canlı olduğunu.