Kategoriler
edebiyat Genel

28.03.2019

Çekirdek yemeyi severdi. Kabuklarını yere atmaktan büyük haz duyardı. Tuzsuz, işlem görmemiş, çiğ çekirdekleri, topraklı bir zeminde yemekten hoşlanırdı.
Karıncalar ya da kuşlar da faydalansınlar diye.
Bazen çekirdek içlerine öylesine atardı. Daha çekirdek kabuklarını açamayan çocuğuna çekirdek biriktiren bir anne misali…

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ Yedinci Bölüm: (03.05.2018)

Silkindi Handan. Bu ad hep böyle yapardı ona zaten. Bu isimde, Selim Amca vakasında bir gizemin saklı olduğuna inanırdı hep. Tekrar silkindi ve zarların oluşturduğu metinde verilen siteye girip programı indirdi.
Zarları tekrar istendiği gibi dizerek programda yer alan “Fotoğraf Çek” düğmesiyle zarların oluşturduğu resmi programa kaydetti. Resim programa kaydolur kaydolmaz, programda bir dosya indirme penceresi açılıverdi.
Dosya, pdf uzantılıydı. İsmi de basitçe Günlük’tü… Kimin günlüğüydü acaba? Selim Sırrı’nın mı? Belki de Selim Amca’nındı. Annesinin dediği gibi Selim Amca ölmemişse bile, gittiği mezarın tamamen düzmece olma ihtimalini kabul etse bile, çok yaşlanmış olmalıydı. Üstelik onun yüzünü de fotoğraflarından biliyordu. Öldürdüğü adamın yaptığı resimle hiç benzemiyorlardı. Belki de onun oğlu… Selim Amca’nın hiç çocuğu olmamıştı ki… Nereden gelmişti aklına yine bu konu şimdi? Selim Amca’yla Selim Sırrı’nın ne alakası vardı? Bu konuya olan takıntısı kelimenin tam anlamıyla komikti. Tekrar utançla silkindi.
Hemen onay verdi ve dosya inmeye başladı. İner inmez açtı…
Dosyadaki ilk cümle, “Merhaba Handan”dı.
“Merhaba Handan,” diyordu günlüğün başında. “Benim kim olduğumu merak ediyorsun kuşkusuz. Eh, bu da oldukça doğal; çünkü bizzat ben, bunu sağlamak için elimden geleni yaptım. Bir kişinin daha katili olmanı sağlamak dahil… Hem de hiçbir ücret almadan… Daha doğrusu, kendi güvenliğini sağlamak pahasına… ve elbette bu günlüğü elde etmek…
Sana birazdan okuyacağın bu günlüğü neden gönderdiğimi, neden seni bu kadar meraklandırmaya gerek duyduğumu birkaç saniye sonra öğreneceksin. En azından biraz fikrin olacak… Bu arada, günlüğü yazan ben değilim. Ben sadece bir elçiyim. Bir nevi aracı. Benim görevim sadece sana bu günlüğü ulaştırmak… Evet, bu kadar basit bir görevi neden bu denli karmaşıklaştırdığımı merak etmişsindir bu cümleyi okuduğun anda. Bilmem… Belki de bu günlüğü sana ulaştıran kişiye, bana, saygı duyman içindir. Belki de bu günlüğün önemine yakışır bir macera yaşamanı istediğim içindir. Belki de; sadece kendimi düşündüğümdendir. Biraz eğlenmek benim de hakkım değil mi yahu?
Devam eden sayfada günlük başlıyor olmalıydı; çünkü bilgisayar harfleri yerini zarif bir el yazısına bırakmıştı.
Bu dosya resimli pdf idi. Yani günlüğün sayfaları teker teker taranmıştı ya da fotoğrafı çekilmişti. Eski bir günlüğe benziyordu günlük. El yazısının tarzından sayfaların buruşmuş oluşuna kadar birçok göstergesi vardı bunun. Gerçi o kadar da eski değildi… Belki on beş yıllıktı, belki de yirmi…

Kategoriler
edebiyat Genel

14.03.2018

Kilden heykeller yapıyordu. Mesleği buydu. Sanatçı… Seramik sanatçısı… Sonra onları fırınlayacaktı. Sonra da satacak, para kazanacaktı. Sonra yine heykel yapacaktı ve böyle devam edecekti.
Yaşlı bir kadın, fırın yandığı için aşırı sıcaktan kafasının bulandığı bir anda, atölyesine girip ondan bir siparişte bulunana kadar çok az kişi varlığından haberdardı.
–Heykelimi yap…
Selam dahi vermeden böyle demişti, yüzü kırış kırış olan, gözleri sırlanmış kaya gibi parıldayan kadın. Bir kayayı neden sırlamaya gerek duyacağınız tamamen ayrı bir konuydu.
İstifini bozmamıştı genç kadın ve ne kadar büyüklükte bir heykel olmasını istediğini sormuştu yaşlı kadına.
–Ben ne kadar büyüksem…
Fırın yeterince büyüktü; ama kilden yapılmış bu kadar büyük bir heykel mutlaka zarar görürdü. Kil yerine başka bir şeyden yapılmasını tavsiye etmeliydi. Bu onun göreviydi.
–Başka bir şeyden olmasını istemiyorum. Heykeli fırınlamanı da istemiyorum. Yaptıktan sonra bana haber ver kafi…
–Fotoğrafınız? Nasıl bir pozisyonda olsun? Ne giysin?
–Bana iyice bir bak ve fotoğraf kullanmadan yap. Aklında ne varsa…
Başka biri kesinlikle kabul etmezdi; ama o zihnine güveniyordu ve kabul etti.
Üç ay geçtikten sonra heykel hazır olmuştu. Yaşlı kadını aradı ve kadın birkaç saat içinde oradaydı.
Kadın atölyeye girdiğinde, iyi ki gözlerini sırlanmış kayayla yaptığını düşünmüştü genç kadın. Yüzü tıpatıpken gözlerini o şekilde yapmasaydı heykel kesinlikle benzemeyecekti aslına.
Yaşlı kadın heykele dokundu ve yığıldı. Heykel tezgahtan indi ve ölü kadının çantasının içindekileri kendi çantasına boşalttı. Nasıl olsa sanatçı çantasını da yapmıştı. Hem de tüm gerçekçiliğiyle.
Bizzat yaptığı heykel, genç kadına bir çek yazdı. Hem de kendisini yaptığı için. Bunu yeni idrak ettiği sırada, arkasında ölü bir beden bırakarak oradan ayrıldı.
Genç kadının tek tesellisi, hapis yerine bir deliler hastahanesine kapatılmış olmasıydı. Orada kilden heykeller yapmaya devam etti.
Heykelleri fırınlatmadı. Belki bir gün birisini o da canlandırabilirdi.