Kategoriler
edebiyat Genel

15.03.2019

‘Mahallenin Piçi’ derdi ona herkes mahallede. Tüm -n’ler nazal olarak telaffuz edilirdi. Bir dizi ya da filmde olsaydı hoş olurdu. En azından zararsız kalırdı; ama o her duyuşunda o -N’lerin nazallarının sivri dirsekleriyle böğrüne böğrüne, ciğerine ciğerine kaktırdığını hissederdi.
Göğsü sıkışırdı. ‘Mahallenin Piçi’ tabiri yerine ismi söylenirse böyle devam edeceğine, en azından birisinin onu ismiyle kabulleneceğine olan umudu filizlenirdi. Sonra, aynı kişi dürtüverirdi onu bol nazallı dirsek darbeleriyle.
O bu lakabı almıştı; ama bunun nedeni annesinden kaynaklanmıyordu. Çocukken herkese ‘baba’ dediği içindi tüm bu tantana.
Ne yapsın, yoktu babası. Geriye hiyerogliflere benzeyen yazısıyla onlarca defter dışında hiçbir şey bırakmadan göçüp gitmişti bu dünyadan. Onu böyle piç, böyle sahipsiz bırakmıştı. Bir sürü babasız çocuk vardı bu dünyada. Neden sadece o yapmıştı böyle bir şey? Neden herkese ‘baba’ demişti?
Hadi o yapmıştı bir çocukluk, ne diye hiçbir Allah’ın kulu ona ‘oğul’ dememişti?

Kategoriler
edebiyat Genel

15.01.2018

Buz gibi havayla sarılmış yürüyordum. Rüzgar dalgalanan çarşaf gibi ses çıkarıyordu etrafımda. Ben yürüyordum. İsterse dünya dalgalansın, yürüyordum ve ne olursa olsun yürümeye devam edecektim.
Gitmem gereken bir yer vardı.
Bir deniz kıyısı. Sonra da çırılçıplak yüzmem gereken bir deniz, son nefesimi verip bir çift ciğer dolusu almam gereken tuzlu su olacaktı. Söz vermiştim. Bir yıl beklemiştim bunun için. Bir koca yıl…
Sonunda o gün gelmişti ve ben ona verdiğim sözü zevkle yerine getirmeye gitmekteydim.
Aniden önüme çıkmasaydı…
Kolumu tuttu ve beni ona verdiğim sözden alıkoymaya çalıştı. Oysa çok geçti. Söz verilmiş, her şey verilen o söze göre ayarlanmıştı ve ne yaparsa yapsın geri dönüşü olmayacaktı.