Kategoriler
edebiyat Genel

30.03.2019

Hayatını değiştirmek istiyordu. Nasıl olduğu önemli değildi. Bir şekilde değişmesini istiyordu her şeyin.
Her şeyin mi?
Yıl başıydı ve eline ilk defa liste yapmak için kalem kağıt aldı. Liste yapmak… Her daim saçma bulurdu bu tür şeyleri. Hoş, o farklı bir liste yapacaktı. Herkesin yaptığı gibi, değişmesini istediği şeyleri, hedeflerini ya da değiştirmek istediklerini yazmayacaktı.
O, değişmesini istemediği şeyleri yazacak, diğer şeyleri değiştirmek için bir şeyler yapacaktı.
1. Adı
Numaralandırmak da adeti değildi aslında; ama böyle yapmak daha uygundu. Böylece hatırlaması daha kolay olacaktı çünkü.
2. Soyadı.
Evlense bile soyadını değiştirmek istemiyordu. Kimliğini değiştirmeye gerek yoktu. Her şeyini değiştirmek, kocasına göre uydurmak için bir başlangıçtı soyadını değiştirmek. Gerisi çorap söküğü gibi gelirdi, biliyordu. Evli tüm arkadaşları böyle yapmıştı. Önce soyadlarını, sonra da…
İnançlarını bile değiştiren olmuştu.
İşin tuhafı, boşanır boşanmaz kendilerine gelmiş, tabiri caizse geri geri değişivermişlerdi. Soyadlarıyla birlikte… Bu da isteyerek değişmediklerini göstermez miydi?
3. İnancı…
Yok… Neredeydi silgi?
İnancı değişebilirdi. Fikirleriyle birlikte… Yontulabilirdi…
3. Temizlik anlayışı
Her gün sabah-akşam dişlerini fırçalamak mantıklıydı. Bu değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemezdi sözgelimi.
4. Ailesiyle arasına koyduğu mesafe
Böyle iyiydi. Ailesi onu rahatsız ediyor, kendisini aralarında eriyip gitmiş, bireysel özelliklerinden sıyrılmış hissediyordu. Bu kabul edilemezdi. İki haftada bir aramak yeterliydi.
5.
Aklına yazacak bir şey gelmiyordu.
Demek bu kadardı değişmemesini istediği şeyler. Dört taneydi topu topu…
Öyleyse işi zordu. Ertesi güne kadar bekleyip; listeye yazacak başka bir şey var mı diye kendisini yokladıktan sonra, güzel bir uyku aklına bir şeyler getirirdi belki, hayatını değiştirmeye başlayacaktı.
Kararlıydı…

Kategoriler
edebiyat Genel

21.10.2018

Nereye sığacağımı bilmiyordum. İnsanlardan nefret ediyordum. Dünyadan nefret etmiyordum; ama insanların oluşturduğu dünyadan nefret ediyordum.
Peki ne yapabilirdim? Bir Azeri’nin kurmuş olduğu Asgardia yani tanrıların şehri demek olan, tuhaf ülkeye vatandaş olup bir gün uzaya yerleşmeyi ummak mı? Hem de öyle bir söz vermemelerine rağmen… Bir umut… Zaten ne işe yarar ki bu? İnsan her yerde insan değil mi?
İki yıla kalmaz gürültülü bir motor egzozunu sala sala ortalarda dolaşmayacak mı sanıyordum? Sonra bir kediciği, sırf zevkimiz için dünyadan söküp alacağımız bir kediciği ezmeyecek mi?
Ölmek mi? Ama ya öbür dünya varsa? O zaman da insanlarla karşılaşmayacak mıydım sanki? Bir günahını affetmesi için tanrıya ya da tanrılara yalvarmayacaklar mı yüzsüzce orada mesela? Midemin bulantısını nasıl zapt edeceğimi sanıyordum ki? Hem cehennemde onlarla yanmak… İğrenç çığlıklarını işitmek ve onların oluşturduğu koroya katılmak… Kendi iğrenç çığlıklarımla…
Her şey bir yana, ben kim oluyordum ki? Kendimi ne sanıyordum? Ben kimdim? Bir insan. Kızdığım şey neydi? İnsanlık…
Kendimi nasıl dışlayabilirdim ki insanlardan? Tüm insanlıktan uzak durabilecek bir çözüm bulduğumu varsaysam bile, bir insandan, kendimden uzak duramayacaktım. Bu nasıl çözülebilirdi? Kendimi değiştirebilirdim. İnsan tarafımı, yani en azından kızdığım özelliklerini taşıyan tarafımı öldürebilir, köreltebilirdim bir şekilde. Sonra belki de diğer insanları…
Belki kendime daha gerçekçi bir uzay ülkesi tasarlayabilir, nefret ettiğim ismi, artık severek verebilirdim. ‘İnsanistan’ derdim ülkeme.
Madem aklıma gelmişti bu fikir, gerçekleştirmek gerekirdi. önce anahtarı, sonra kapıyı yapmak… Yani insan denen yaratığın hangi özelliklerinden nefret ettiğimi tespit etmem gerekirdi.
Sonra da; nasıl yok edebileceğimi…
Bunu kendi başıma yapabilir miydim?
Elbette hayır…
İşte bakın, nefret ettiğim ilk özelliği bulmuştum bile. Kibir…
İnsanlarla, bu fikre sahip olabileceğini düşündüğüm insanlarla çalışmalıydım.
Herkes insanlıktan yakınıyordu gerçi. Çok azımız değiştirmeyi düşünüyordu.
Hepimiz kendimizdeki nefret ettiği özelliği değiştirebilsek mesela… Ya da bunu değiştirebilmenin, çocuklarımıza aktarmamanın yolunu birlikte bulabilsek? Birbirimizin notlarını alıp sorular sorarak çalışmış mı; çalışmamış mı, sınasak?
Bunları düşünüp sabah hiçbir şey olmamış gibi işe gidemezdim.
Bir şeyler yapmalıydım.

Kategoriler
edebiyat Genel

15.05.2018

Ona ayrıcalıklı davranamazdı. Başkalarına öyle davransa sorun olmazdı; ama ona yapamazdı. Her şey belli olurdu. Kimse öyle düşünmese bile, o bu durumdan öylesine korkuyordu ki, mutlaka bir şey belli ederdi. Sırf bunun için ona en ufak bir ayrıcalık yapmaktan kaçınması gerekiyordu. Böyle yapıyordu yapmasına da; diğer yandan da; ona olan muhabbetini göstermek istiyordu. Aşktı bu, kızıl bir oddu. Ya koldan belli ederdi kendisini, ya yenden… İstese de istemese de; ona farklı gülümsediğini fark etti. En kolay bu fark edilirdi zaten. Onun için gülümsediği an suratını ifadesizleştirmeye alıştırdı kendisini. Ama bu kez de sesinin tonunun değiştiğini fark etmişti. onu değiştirmek çok daha zordu işte. Bunu yapamadığından onunla çok az konuşmaya çalıştı.
Aşkın en belirgin göstergesi olan maşukun ismini söyleyememe hali de başını belaya sokmaktaydı. O da; maşukunun adını ayna önünde sıradan bir şekilde söyleme provaları yaparak aştı bu durumu. Sonra yanından geçerken duraklamamaya, o konuşur konuşmaz ya da hareket eder etmez başını olduğu tarafa çevirmemeye, diğer insanlarla onun hakkında pek konuşmamaya… kısacası aşk denen kızıl odu gizlemeye çalıştı. Bu ateşi gizlemek için attığı battaniyeler yandı, döktüğü sular buharlaştı.
Maşukunun varlığı oda kütük oluyor, od bir türlü sönmüyordu. Bunun üzerine oradan uzaklaşmaya karar verdi. Gördü ki, maşukunun yokluğu da oda kütük oluyordu.
Nasıl olsa oradan uzaklaşmış, oranın kuralları ona işlemez olmuştu. Onun için aşkını bir kandile koyup maşukuna sunmaya gitti.
Maşuku, kandili alıp kendi odunu onun oduna ekledi.
Bazen her şey bu kadar basitti.