Kategoriler
edebiyat Genel

26.07.2018

Yapılmış en zarif teknenin içinde, yaratılmış en eciş bücüş yaratıkların bulunmasının mutlaka geçerli bir sebebi olmalıydı değil mi…
İnsana benziyordu bu yaratıklar. Tıpkı onlar gibi konuşabiliyorlardı da. Ne var ki, herbiri aynı sözcükler sarf ediyordu.
Hem de aynılarını… Yani tek başlarına düşünmüyorlardı…
Bir koroyu oluşturuyorlardı birlikte. Bir dilenciler korosunu…
Geçtikleri kıyıların tanrılarından bahseden; binbir dinli, binbir dilli, binbir kusurlu bir koro…
Teknenin alabandasında bir dilenmek için, bir yemek yemek ve bir de sıçmak için birlikte duran, diğer zamanlarda birbirlerinin ne görüntülerine ne de kokularına tahammül edebildiklerinden birbirlerinden ellerinden geldiğince uzak kalmak isteyen yaratıkların bulunduğu teknenin dümeninde de kimse olmazdı çoğunlukla.
Bazen, onları uzaklaştırmak için görevlendirilen en düşük rütbeye sahip bir er, gaz maskesiyle girer, onları kendi kıyılarından uzaklaştırır, sonra da şişme botla yanlarından ayrılırdı.
Bu teknenin adı Deniz Kestanesi’ydi.
tıpkı onun gibi ayağa battığında çıkmak bilmediğinden mi insanlar koymuşlardı bu adı; yoksa teknenin sakinlerinden birisi mi kendilerine uygun görmüştü?
İkinci seçeneğin doğru olma ihtimali çok daha yüksekti; çünkü teknenin pruvasında, birkaç deniz kestanesinin birleştirilmesiyle oluşturulmuşa benzeyen devasa bir deniz kestanesi duruyordu.
Belki de onun için, o civarlarda, deniz kestanesi, bu teknenin varlığından yüzyıllar sonrasına kadar uğursuz sayılacaktı.
Belki de binyıllar…

Kategoriler
edebiyat Genel

19.05.2018

İhtiyarlar her yerdeydi; çünkü artık çocuk doğmuyordu dünyada. Bir virüsle insanların doğurma yetenekleri yok edilmişti. Nüfus git gide yaşlanmaya ve yavaşlamaya başlamıştı. İnsanlar tavşanlar gibi çiftleşiyorsa da tüm tavşanları utandıracak şekilde bir tanecik yavru bile dünyaya getiremiyorlardı. Artık aşk sözcüğü tedavülden çıkarılmış, tüm dünyada namus denen kavramın izine dahi rastlanmaz olmuştu. Artık tek kutsal şey üremekti. Kutsal ve ulaşılmaz…
Üremeye, doğan bebeklere dair destanlar yaratılmıştı. Eski söylenceler güncellenip değiştirilerek özünde bir bebeğin doğuşu ve üretkenlik olanlar güçlendirilip aktarılmaya devam edilmiş, böyle bir içeriği olmayanlar da değişime uğratılarak güncellenmişti.
Dünyada bilinen en genç kişi kadındı ve altmış dokuz yaşındaydı. Artık insanların klonları yapılmaya başlanmıştı; ama çok çabuk öldükleri için bu bir çözüm sayılmazdı. Yine de bu teknoloji üzerinde son hızla çalışmaktaydılar. Dini hassasiyetler de ortadan kalkmıştı. Önemli olan insanlığı öyle ya da böyle devam ettirmekti. Gerçi bu durumun insanlığa ceza olsun diye tanrı tarafından gönderildiğini ileri sürenler olmuştu elbette. Olmasaydı tuhaf olurdu; ama bu insanlar bir şekilde umursanmamış, susturulmuştu.
Artık ölümlerden sonra ciddi yaslar tutulmaya başlanmıştı. Öyle ki, bir ülkede olan bir ölüm dünya çapında duyuluyordu ve bu ölüme herkes yas tutuyordu.
Bir gün, o altmış dokuz yaşında olan kadının rahmine, nasıl olduysa bir çocuk düştü. Baba önemli değildi. O artık insanlığın çocuğu, annesi insanlığın annesi olmuştu.


Çocuk büyüdü. Artık bir gençti. Tüm dünyanın şımarttığı, bir tek parmağında dünyayı oynatan bir genç olmuştu artık. Şımarık sözcüğü masum kalmıştı onun olduğu şey karşısında. Hiçbir kralın, imparatorun olmadığı kadar nüfuzluydu. Ta ki bir gün intihar edene kadar…

Kategoriler
edebiyat Genel

18.04.2018

Silindir tabletler bulunan cam kavanozu aldı. Üzerinde hiçbir şey yazmıyordu; çünkü bu kavanozdaki ilaçları o yapmıştı. Silindirler çok küçük; ama etkiliydi. Hayvan ve bitkileri, farklı diller konuşan insanları, hatta nefret ya da başka önyargılar nedeniyle anlaşamayan insanları anlamaya yarıyorlardı. Etkisi sadece bir andı. Bir saniye..; ne var ki o bir saniye daima yetiyordu.
Dindar bir insandı. Beş vakit namazını kılar, bazen ibadet yerlerine gidip hangi din olursa olsun inanç mensuplarıyla birlikte ibadet eder, her gün güneşin doğuşunu zevk ve huşuyla izlerdi.
İşte o gün, kavanozdaki son tableti, ibadet esnasında ağzına aldı. O bir saniyede tanrıyı anladı. Ne var ki, bu kez bunun bir bedeli vardı. Hayatı…