Kategoriler
edebiyat Genel

03.01.2019

Küçük bir çocukken görmüştü onu. Kimsenin görmediği bir şey olduğunu anlamamıştı. Aslında farklı bir yaratık olduğunu bile fark etmemişti. Belki de konuştuğundan, diğerlerinden farklı bir insandı o sadece. Üç anteni bulunan, babasının iki baş parmağı boyundaki, incecik dört ayağı ve dört eli olan bir yaratık olduğunu ilk görüşünde fark etmişti de; bunun tuhaf olduğunu sonra anlamıştı.
Onu kendisinden başka kimsenin görmediğini de yaratığın tuhaf olduğunu anlamasından birazcık daha önce keşfetmişti.
Tüm bunlara rağmen onun ne olduğunu sormamış, yaratık söylemişti.
Yaratığa göre o bir yansımaydı. Bir tür canlı eko. Kendisinin, kendi ruhunun bir diğer evrendeki yansıması…
Anlamamıştı yaratığı; ama ona ismini sormuştu hiçbir şey olmamış gibi. İsmini söylemişti. Ben.
Benjamin’in kısaltması gibi değil de; kişi zamiri olan; ama büyük harfle yazılan Ben…
Hiç ayrılmamışlardı birbirlerinden. Ben’le konuşmaya gerek bile yoktu. O anlıyordu. Hem de düşünceler zihninde şekillenir şekillenmez.
Yıllar, yıllar sonra, ölmesine birkaç dakika kala sormuştu, Ben’in neden bu evrende olduğunu. Öyle ya, o başka bir evrene ait olduğunu söylemişti. Her nedense, ancak bunu sormak o zaman aklına gelmişti.
Bu sorusunun üzerine, aralarında oldukça zamansız olan şu diyalog geçmişti:
‘Sen Ben’i yanında istedin çünkü.’
‘Neden?’
‘yalnızdın.’

Kategoriler
edebiyat Genel

29.12.2017

Bilmediğim bir şehirde, bilmediğim bir meydandaydım. Galiba şehrin en büyük meydanıydı. Yürürken birden gelen bir sesle irkildim. Mikrofona vurularak yapılan ‘pat’ sesiydi. Ardından ‘ses kontrol bir-ki,’ demişti gevrek bir ses. Etrafıma baktığımda, öylesine kondurulmuş bir yükseltinin üzerine çıkmış, elinde bir mikrofon, kısa boylu, tombulca bir adam gördüm.
Adam mikrofona eko verip o gevrek sesini bir miktar daha tacayipleştirdikten sonra konuşmaya başladı. bir şeylerle uğraşıyordu bir yandan da. Sonradan o şeyin gürültülü bir müzik arayışı olduğu anlaşılmıştı; çünkü adam konuşurken bir anda gürültülü bir müzik yayını başladı koskoca meydanda.
Mikrofonun sesini biraz daha açtı ve hoşgeldiniz faslından sonra bir çekilişten, muhteşem ödüllerden bahsetmeye başladı. Herkes bir numara çekecek, o numaralarla bizzat çekiliş yapacaktı. İnsanlar akın akın o yükseltiye gidip kağıt çekmeye başlamıştı. Bedava bir çekilişti.
Her ne kadar bir çapanoğlu arayacak kadar paranoyak biri olsam da; biraz eğlenmeye, şansımın yaver gitmesini umut etmeye ihtiyacım olduğundan ben de bir numara aldım.
‘357’
Sıradan bir numaraydı işte. Toplamı on beş ediyordu. Hatta bir ve beşin toplamı da altı…
Etrafta dolaşıp o iğrenç müziğe ve o gevrek, ekoyla iyice tuhaflaşmış; ruhsuz sese tahammül etmeye çalışıyor, bekliyordum. Bu ruhsuz sesten iyi bir şeyin çıkıp çıkmayacağını sorguluyordum diğer yandan.
357…
İlk çıkan numara benimkiydi. Adamın yanına gittim, kükürt ve ter kokan vücuduna temas etmemeye çalışarak paketi almak için uzandım. Paket yoktu ama. Bir kolye poşeti gibi alttan yapışkanlı bir poşet içinde incecik bir kağıt vardı. Paketi açtı ve kağıdı çıkarttı. Bir çıkartmaydı bu. Daha doğrusu geçici bir dövme…
Onu almak için uzanmakta ısrar eden elimin üzerine el çabukluğuyla yapıştırıverdi dövmeyi. Ne olduğuna bakamadan hem de…
Birden kendimi bir eğlence merkezi gibi yapay bir yerde buluvermiştim. Bu tür yerlerden de nefret ederdim üstelik…
Bir ses kaydı bangır bangır bağırıyordu yine.
‘çekilişevren’e hoşgeldiniz. Hayatınız boyunca sizi burada ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyacağız…
Burada her şey çekilişle yapılır… Alenen…
Özgür iradenizi elinizden büyük bir mutlulukla alıp; size şansı, şanssızlığı ve umudu büyük bir cömertlikle vermekten gurur duyuyoruz… Bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz…’