Kategoriler
edebiyat Genel

05.02.2019

Bir fırın eldiveninin içinde tuhaf iki yüzük bulsaydınız ne yapardınız?
Yüzükleri takardınız herhalde.
O da öyle yapmıştı. Ellerine takmıştı onları. Böyle yaparak ateşe dayanıklı olacağını bilseydi de takardı. Hem de kalıcı olarak…
Yüzük ellerine gömülüp kemiğine kaynaştığında ve üzerlerine parmaklarının derisinin kapandığına şahit olduğunda, henüz bunu bilmemekteydi.
Yine de acı çekmediği için bunun üzerinde durmayıp halüsinasyon gördüğünü farz etmeyi tercih etti; ama gördüğü bu halüsinasyonun etkisiyle fırın eldivenini takmayı unutup elleriyle daha yeni pişmiş bir tavuğu bulunduran metal tepsiyi kavrayıp yanmayınca, tanık olduğu şeyin gerçek olduğunu anlamak zorunda kaldı.
Bazen anlamak zorunda kalırsınız; ama buna hiç de hazır değilsinizdir işte.
Ardından, hep yapmak istediği cam şekillendirme işine başladı.
Kırılan binbir çeşit camı toplayarak binbir çeşit şey yapıyordu.
Kimin camdan bir eşyası kırılmışsa ona getiriyor, o da getiren şahsın ihtiyacını giderecek başka bir eşya yapıyordu bu parçalardan. İçgüdüsel olarak şahsın ihtiyacı olanın ne olduğunu biliyordu elleri.
Belki de; dokuz yüzük değil de; sadece iki yüzük yapılmıştı.
Biri sağ ele…
Ateşe hükmetmesi için.
Diğeri sol ele…
İhtiyaçları bilmek için.
İkisi de bir kişiye…
İki yüzük…
Ruhu büyütmek için…

Kategoriler
edebiyat Genel

16.01.2019

Oturun da anlatayım size, sevinçlerinde ve hüzünlerinde; teselli edilmek ya da mutluluklarını pekiştirebilmek için, sadece ve sadece kendi ellerini tutarak rahatlayanların hikayelerini.
Öyle yaparlar; çünkü bilirler başkası olmadığını kendilerinden başka. Bilirler olanların teker teker eksileceğini. Bilirler, yalnızlığın bakiliğini.
Elbette hayatlarında başka insanlar da vardır ve hepsine değer vermektedirler. Birçoğunun aksine, verdikleri kıymetin her zerresi gerçektir; çünkü bilirler sahte olanın acısını. Sahte olana tahammülleri yoktur. Aslına bakarsanız, onun için, en gerçek şeyi kendilerinde buldukları için, sadece kendi ellerinde bulurlar rahatlamayı. Sadece kendileridir anlayan kendilerini…
Her ne kadar öyleymiş gibi görünse de; ellerini kavuşturmak değildir onlarınki. Savunmasız hissettiklerinden değildir. Yalnız hissettiklerindendir… Daha da doğrusu, daima yalnız olacaklarını en başından anlayıp kabullendiklerindendir. Hiç kimsenin farklı olmayacağını daha en baştan bildiklerinden; hayattan ne alabileceklerse almak durumunda olduklarını kavrayabildiklerindendir. Beklenti olmadan…
İnsanlara sadece gerçeği vermeye çalışıp; kendileri olarak mutlu olabildiklerindendir. Ya da en azından, bunun için çalışarak… Çalışmak zorundadırlar; çünkü parazitin içinde kendilerini bulmak da zorlaşmaktadır. Öyle zamanlar olur ki, kendilerini parazitin, bataklığın içinden ancak ellerinden tutarak bulabileceklerdir.
İşte bunun için, insanın kendini bile bulamadığı bir zamanda, yapmaları gereken, en azından yapmaları gerektiğini düşündükleri tek şeyi yaparlar bu insanlar…
Kendi ellerinden tutup; o mükemmel daireyi oluşturmak…
Bir olay ya da değişen bir şey beklersiniz bu hikayenin sonunda belki; ama bu ağır gerçeğin kendisidir asıl hikaye.

Kategoriler
edebiyat Genel

04.11.2018

Ellerimden bir tanesini istedi tutmak için. Verdim, tuttu ve unuttu. Bense hatırladım onun unuttuğunu.
Sonra bıraktı elimi.
Ardından bir başkası tutup unuttu.
Ben yine hatırladım…
Bir de baktım ki, herkes elimi tutuyor.
Onlar ellerimi tuttukça ben hatırlıyorum, onlar unutuyor.
Sonra bir köpek patisini, milyonlarca tür bakteri kendilerini veriyor ellerime unutmak için. Onlar da unutuyor…
Kedi, örümcek, timsah, yılan…
Her şey, her şey…
Her şey…
Yıldızlar ışınlarını bıraktılar ellerime. Kara delikler çekmeyi unuttular elime geldiklerinde.
Çare yoktu, ben de ellerimi birbirine kavuşturdum.

Kategoriler
edebiyat Genel

30.07.2018

Amaçsızca yürürken; elimin üstünde ılık bir nefesin hissiyle irkildim. Kafasını öne eğmiş elimi koklayan bir sibirya kurduna aitti bu nefes. Başıboş bir sibirya kurdu… Hem de safkan…
Ne köpek, ne kurt… Hem köpek, hem kurt…
Gözlerinin buz mavisi… Ah o mavide kıvılcımlanan hiçbir şeyden etkilenmeyeceğini ilan eden ışıklar…
Neden benim elimi koklamıştı ki bu hayvan? Neden bu kadar yaklaşmıştı bana? Yani, şikayet ettiğimden değil de…
Belki de… Canım sıkıldığında, bana eşlik etmesini istediğim bir ruhdaş aradığımda bende ortaya çıkan uluma isteğinin kokusunu almıştı.
Malum siyasi görüşle hiç alakası olmayan bir kurt sevgisinin kokusunu almış olmalıydı ta içimde.
Belki de onun ne bir köpek; ne de bir kurt oluşu gibi, benim de ne bir insan; ne de bir kurt oluşumun kokusunu…
Tam bunları düşünürken; gözlerinde güneş battı. Gözlerinin aksinde…
Ve beraber yürümeye devam ettik batan güneşle. Ne köpek ne kurt, ne insan ne kurt olan iki yaratık…

Kategoriler
edebiyat Genel

22.07.2018

Küçük bir köpek yavrusunun viyaklamalarını duyduğunda, otobüsten henüz inmişti. Evine doğru yürüyecek yaklaşık yirmi dakikalık yolu kalmıştı. İki elinde de yaptığı alışverişten aldıkları bulunmasına rağmen sese yöneldi.
Yavru bir köpek, bir ağacın altında öylece kıvrılmış inliyordu.
Elinde torbalar vardı. Köpeğe yardım edemezdi.
Etmedi.


Ölüme yaklaşmışken; belki de bir saat sonra ölecekken; hayatını bir film şeridiymiş gibi zihninde çevirirken; tam o sahnede hayıflandı.
Keşke elinde torbaları varken sese doğru gitmeseydi.