Kategoriler
edebiyat Genel

30.08.2018

Bir yılbaşıydı. Geceyarısından önce uyuyakalmıştım. Hem yılbaşlarını önemsemezdim; hem de çok yorgun hissediyordum. Üstelik hava buz gibiydi ve en iyi yorganın altında uyuyarak ısınıyordum.
Aniden, ter içinde uyandım. Yorgana sarılmış, terliyordum. Kulağımın dibinde de bir sivrisinek vızıldıyordu. Bu soğukta… İyi de; soğuk değildi ki hava!
Tuhaf bir evde uyanmıştım. Kıyafetlerim ve sarındığım yorganım dışında her şey farklıydı. Yatakta bile değildim. Yerde uzanmaktaydım. Parke zeminde… Mutfakta… Yanımda küçük bir çocuk, çok tanıdık geliyordu, durmakta ve beni seyretmekteydi. Onun ablası olduğunu tahmin ettiğim genç bir kız da; ekmek yapmaya çalışıyor olmalıydı. Epey büyük bir topak hamuru yoğurmaktaydı çünkü.
Sonunda çocuğu tanımıştım. Bu Zeze’ydi. Hayallerimdeki Zeze… Hani şu Şeker Portakalı’ndaki yaramaz, duygusal çocuk. Hani şu kitabın yazarının otobiyografik romanı olduğuna göre yazarın ta kendisi, küçüklüğü…
Yorganı atıp; çocuğa sarılıverdim hemen. Buraya nasıl geldiğimi hiç sorgulamadan; anlattım ona tüm gözyaşlarımı. Onu ne kadar sevdiğimi, yaşadıklarını bildiğimi. Ekmek yapan kız Gloria olmalıydı. Namı diğer Godoya…
Epeyce konuşmuştuk. Nasıl konuşabildiğimiz ise muammaydı.
Galiba, galiba ölmüştüm. Evet, ölmüştüm. Zeze’yle Godoya’ya güveniyordum.
Ölür ölmez onların yanına gitmek istediğime çok memnun olmuşlardı.
Bir kişinin bile gerçek olarak kabul ettiği her yere erişimim olduğunu söylediler bana.
Ölü olmak harikaydı!

Kategoriler
edebiyat Genel

11.07.2018

Bir yüze, bir bedene bürünmek mümkün olabilseydi… Yani istediğimiz bir yüz ve bedene…
Ben en akılda kalmaz olanına bürünmek isterdim. Her şeyim silik olsun dilerdim.
İnsanlar beni fikirlerimle kafalarına alabilirlerse, işte ancak o zaman görünür olabilmek için.
Tıpkı bir hayalet gibi.., hayal edebildiklerinde görünmek isterdim. Gerçek olan beni zihinlerinde canlandırabildiklerinde. Eksikliklerim ve fazlalıklarımla. Eksikliklerimi gidermek, fazlalıklarımdan alabilmek için…
Kül Kedisi masalındaki peri, keşke bana uğrasaydı. İşte o zaman ondan gece yarısına kadar bu şekilde silik olmayı dilerdim herhalde. O zaman camdan bir ayakkabı düşürmeme gerek kalmazdı. Eğer beni görürse… Yeterdi işte…
Gerçi, ben bir erkek olduğum için… Ne fark eder ki? Sadece kadınlar mı beğenilmek ister? Sadece onlar için midir fark edilme arzusu?
Hayır! Sandığınız gibi bir eşcinsel değilim ben. Olsaydı ne olurdu, orası öyle; ama kendimi bir kadına beğendirmek, bir kadının beni bulmasını arzu etmek çok mu tuhaf! Baksanıza, hemen bir eşcinsel olduğumu düşündünüz bile.


Bir peri gerçekleştirmese bile, dileğim gerçekleşmiş, bedenim silikken; bir kadının beni, gerçek beni fark etmesiyle görünür olmuştum ona. Üstelik o da benim gibiydi. O da benim gerçek onu görmemle görünür hale geliverdi.
Öyle ki, cinsiyetlerimiz bile belli değildi ilk aşamada.
Rakamlar… Sadece rakamlardan ibaretti adlarımız.
Önce ayak parmaklarımız, tırnaklarından başlayarak göründü, sonra ayaklarımız…
En son olarak da saç tellerimiz… Kafamızı korumaktan başka işe yaramasa da; estetik açıdan sonsuz bir önem ihtiva eden saç tellerimiz…
Gerçi ben o konuda hiçbir zaman şanslı olamamıştım. Daha on dokuz yaşımda dökülmeye başlamıştı güzelim saçlarım…
Neyse…
Sonra ne olduğunu fark ediyorsunuzdur herhalde…
Sonra, saç tellerimiz de açığa çıktıktan sonra, aslolanın açığa çıkma süreci olduğu anlaşıldı… Her şey çözülmeye başlamıştı o anda zira.
Bu olduktan sonra, ne dileceğimi bile bilemeyen, yalnız bir adam oluverdim işte.

Kategoriler
Genel

31.12.2017

Bugün saat 00:00 itibarı ile öbür yıla bir giriş yapılacaktı ve bu kutlanıyordu. Şaşırıyordum bu duruma her defasında. Hiçbir şey olmuyordu çünkü. Farklı hiçbir şey… Doğum günleri, bayramlar ya da yıldönümlerine de…
Onlar kutlanıyordu da; kafanı zorlayan bir sorundan kurtulduğunda ya da hayatında bir değişiklik olduğunda basitçe mutlu olup geçiştiriyordun. Bu nasıl bir çelişkiydi, bir türlü idrak edemiyordum.
Peki ben farklı mı davranıyordum? Tabii ki hayır…
İnançlar, yaşayış tarzları… hepimize olduğu gibi bana da baskı yapıyordu.
Geçenlerde bir sorunumu çözmüştüm mesela. Yılbaşı yerine onu kutlamalıydım bence. Çok daha anlamlı olacağı kesindi…
Altı ya da yedi yıl önce, insanlara, oradan geçen insanlara nergis hediye etme günü icat etmiştim kendi çapımda. Bunun bir tarihi yoktu. Ben bile devam ettirememiştim; ama ya devam ettirebilseydim?
Gece yarısından sonra yepyeni bir insan olmaya karar verdim sonra.
Hemen düşündüm… İşte yine inançlara ve yaşam tarzlarına kurban gitmişti kararlarım. Neden şimdi değil? Neden gece yarısından sonra?