Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ On Yedinci Bölüm: (12.06.2018)


Evvet… Vatana millete hayırlı olsun diyelim! İkinci şempanze de sindirim yapamadığından öldü. Nefes alması bile çok zor oluyordu. Yine de bir spermi kurtarmayı başardık. Şimdi de muazzam paralar harcayarak aldığımız yapay döllenme ve sonrası, hamileliği sağlayan bir makineyi kullanmanın zamanı geldi. Nedense bu zigota dair müspet düşüncelerim var. Bu kez olacak sanki.
İnsan gayet iyi bu arada. Yasemin’i çok seviyor kerata. Alper’e biraz mesafeli davranıyor; ama. Herhallde kıskanıyor kızı. Çok komik bir durum. En çok beni seviyor. Hani bir tabir vardır: “hem annesi hem babası oldum,” diye. İşte ben tam da o tabire göre davranıyorum ona. O da beni hem annesi hem de babası yerine koyuyor Bazen oyunlar oynuyoruz onunla,, bazen de kucağıma sokuluyor. Saçlarımı karıştırıyor. Ben de onun tüylerini tarıyorum. Yasemin’i dişi maymun olarak görüyor. Alper’i de rakibi… Maymunlar işte… Tıpkı insanlar gibi…
Neyse, Alper çağırıyor. Malum makinede bir sorun oluşmuş. Bakmam gerek…


Her şey çok iyi gidiyor. Zigot büyüyor, İnsan da… Alper ve Yasemin tüm işlerini arkadaşlarına devrediyorlar yavaş yavaş. Sonra da tüm mesailerini bu yeni doğacak maymuna harcayacaklar. Öyle sanıyorum ki, her şey çok güzel olacak. Bu arada İnsan’a olan muhabbetim her geçen gün büyüyor. Acaba virüsten çok küçük bir miktar zerk etsem mi diye düşünüyorum. Neden böyle düşünüyorum? Çünkü İnsan büyüyecek ve zekası aynı kalacak. Belki de artık yani büyüyünce eskisi kadar yakınlık olmayacak aramızda. Onun yetersiz zekası araya girecek. Oysa virüs sayesinde zekası artarsa, yani bilinci, o zaman benim kendisine anlattıklarımı anlayacak. Anlayış sevgiye neden olacak. Biraz daha eşit olacağız. Onu koruma güdüm yetersiz kaldığında onunla bir şeyleri tartışabileceğimiz anlar olacak ve birbirimize ihtiyacımız olacak. Yani her şey tek taraflı olmayacak. Hem biriyle evlenmek zorunda kalmadan gurur duyabileceğim bir çocuğum olmuş olacak.
Belki zigot bana bu imkanı vermiş olacak. Yani zigottan alacağım virüsü İnsan’ın kanına zerk edersem… Zigot yaşar ve sağlıklı olursa tabii… Her şeyden önce onun büyümesi gerekiyor tabii. Bir cenin olup tüm evreleri tamamlayıp suni de olsa rahimden çıkacak olgunluğa gelmesi gerekiyor. Bunun için de boş lafa değil bakıma ihtiyacı var. Yani daha fazla yazmaktansa daha dikkatli ve ilgili bir adam olarak başında dursam her şey daha güzel olacak. Velhasıl, benim burada değil de orada olmam gerekiyor. Öyleyse, ben de oraya giderim.


Eh, yazacak bir şey olmadığı için gebelik boyunca sustum. Bu sabah sonunda yavru doğdu. Müthiş! Gerçekten harika. Doğar doğmaz görebildik değişimi. Evet, Harikaydı. Hiç zorlanmadı. Gözleri açık ve parlaktı. Neredeyse zeka doluydu! Bilinç doluydu…
Bu kadar çabuk mu? Her şey bu kadar çabuk mu oldu? Bu kadar çabuk mmu olgunlaştırabildik virüsü?
Yok yok, şimdiden zafer sarhoşluğuna kapılmamalıyım. Henüz o bir bebek. Büyüyene, hatta ergenlik dönemini geçirene kadar gevşememeliyim. Başardığımıza kanaat getirmekten önce her şeyin doğru işlediğine emin olmalıyım. Ne olursa olsun kendimi sevinmekten alamıyorum işte. Ne olursa olsun, nasıl sonuçlanacak olursa olsun harika bir başlangıç bu ve zaten başlı başına muhteşem bir şey. Neyse, Bir an bile gözlerimizi üzerinden ayırmamamız gerekiyor. Gerçi Alper’le birlikteyiz; ama yine de bu sayfalarla ilgilendiğim bir anda dahi birçok şey olabilir. Yine de; önemli olan her ayrıntıyı burada yazacağım.
Şimdi onu doyuruyoruz; Sindiriminde bir sorun yok. Daha bir şey içirmedik; ama bir anne şempanze bulup emzirmemiz şart. Yasemin o işi halleder. Bakalım o zaman kaslarını nasıl kullanacak? Dikkatini çekeceğini düşündüğümüz küçük oyuncaklar, renkli ışıklar asılı beşiğinde. Gerçi bir beşikten çok hastane yatağı desek daha adil olur. İşte bu ışıklar ve oyuncaklarla epeyce ilgileniyora benziyor. Bu ilginin tesadüfi olmadığına hemen hemen eminiz. Şimdi uyuyor. Bakalım sabah nasıl kalkacak? Yasemin anne bir şempanze temin etmek için araziden ayrıldı. En yakın zamanda geleceğini söyledi. Onu bekliyoruz. Alper huzursuz. Ne de olsa nişanlısı… Çok seviyorlar birbirlerini. Gerçekten seviyorlar ve bu beni özellikle mutlu ediyor. Yasemin’in mutlu olmasını benden fazla bir tek kendisi isteyebilir herhalde. Alper bile onu benim sevdiğimden daha nitelikli sevemez sanırım. Yani, ne bileyim, o kadar yıl mı; yoksa birkaç ay mı? Belki bir yıldır, tam bilmiyorum ne zamandır tanıştıklarını.
Onu kıskanıyor muyum? Bu sayfaları okuyan biri olursa kesin bunu sorar. Kıskanıyormuşum gibi gelmiştir muhtemelen. Ama hayır. Yasemin’i kıskanmıyorum. Hatta “keşke benim de aşık olduğum biri olsaydı,” bile demiyorum. Neden? Çünkü buna vaktim, enerjim ve isteğim yok. Şu aseksüel insanlardan birisi olmalıyım. Neden böyleyim, onu da bilmiyorum. Bu da hakkımda merak ettiğim şeylerden birisi işte. Neyse. Şempanze uyuyor, ben de biraz kestirsem iyi olur. Dikkatim çok dağınık; çünkü çok uykusuzum bu aralar.


Evet, Yasemin buldu ve getirdi anneyi. Bizimki hemen emmeye başladı. Bana kalırsa bilinç ve içgüdü birleşiyor ve gerçekten harikulade bir şeyler oluyor. Bu arada Yasemin de Alper de işlerini tamamen bırakıp kendilerini buradaki işlere adayacaklar. Bu gerçekten harika. En yakında evlenmeyi de düşünüyorlar. Küçük bir bebek istiyorlar. Bir kız. İkisi de öyle istiyor. Aslında onlara alsa giderler bir nikah dairesine, on dakikada evlenip gelirler; ama zaten ailelerinden bu iş yüzünden uzaklaşmak zorundalar, en azından evlilikleri esnasında onlarla birlikte olmaya mecburlar. Hem insan ailesini özlemez mi! Allah bilir bir daha ne zaman görüşecekler? Onlara birlikte iş bulduklarını ve çalıştıkları kurumun onlara tahsis ettiği lojmanlarda kalacağını söylediler.
Ben düğünlerine gidemeyeceğim herhalde. Nasıl gidebilirim ki? Yavrunun bakıma ihtiyacı var. Durumumu bildiklerinden herhangi bir sıkıntı yok; ama yine de en yakın arkadaşımın, kardeşimin düğününe gidememek, bu tür şeyleri zerre kadar umursamayan birisi için bile oldukça can sıkıcı. Tuhaf; ama sanki Yasemin’e ihanet ediyormuşum gibi geliyor. Onun hayatının dışında kalıyorum sanki. Neyse, hazırlıklarına yardım edeyim en azından. Tüm nöbetleri aldım hemen hemen. Yavrunun yanından bir an bile ayrılmıyorum.


Sonunda düğün bitti ve artık kesin olarak kendilerini bu işe adayan bir çift oldular.
Yavru çok gelişti. Maymunlar için tasarlanmış küçük oyunları oynayabilir hale geldi. Hem de rekor derecesinde erken bir vakitte tüm oyunları başarıyla oynar hale geldi.

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ On Altıncı Bölüm: (11.06.2018)


Vay be! İlginç bir gün daha!
Bu şempanze o kadar çok yiyor ki, inanılmaz. Özellikle karbonhidrat veriyoruz ki beynini beslesin… Tamam, bu zaten öngörülebilir bir şeydi; ama bu hayvanın hiçbir şey yaptığı yok ki! Garip bir şekilde tutuk davranıyor. Tüylerini karıştırırken bile… Hareketleri çok sakar. Anlam veremiyorum.
Yasemin’in bir fikri var: Beyindeki, hatta omurilikteki tüm hücrelerde düşünce, yani bilinç oluştuğundan bilinçdışı yaptığı bir sürü hareketi bilinçle yapmaya hiç alışık olmadığından neredeyse hiçbir hareket yapamıyor bu zavallı hayvan. Tuvaletini bile yapamıyor.
Alper müdahale etmemiz gerektiğini söylerken Yasemin biraz beklememizi öneriyor. Belki de şempanzenin içindeki bilinç gelişebilir. Ben de Yasemin’le aynı fikirdeyim.


Garip bir gün daha… Durum hala aynı… Çok az şey yapabiliyor hala. Yemek yiyor; ama yemeği ona ellerimizle yedirmemiz gerekiyor. Çoğu zaman boğazında kalıyor. Soluksuz kaldığından suni teneffüs yapmak zorunda kaldığımız bile oldu. Sindirimi nasıl yapıyor bilmiyorum; ama galiba beyninin önceliği beslenmek olduğu için yemek ve sindirmek konusunda pek sorun olmuyor anladığım kadarıyla. Beyin, yani bilinç vücuttan bağımsızlaşmaya başladı galiba. Bu gerçekten çok ilginç bir durum.
Artık dışkılamaya başladı. Yavaş yavaş olacak galiba her şey. Alper hepimizden fazla düşüyor bu maymunun üzerine. Kendisini hala suçlu hissediyor olmalı.


Galiba bu virüs çok yavaş ve rastgele bir biçimde çoğalıyor. Nasıl çoğalıp vücudun hangi bölgelerine yerleşeceği hakkında en ufak bir fikrimiz yok… Yemek yemeyi kesti hayvan. Serumla besliyoruz. Soluk alması da düzensizleşti. Oksijen maskesine mi bağlasak? Kalbinin atışları da sekteye uğramaya başladı. Öldü ölecek!


İlk şempanzemizi kaybettik! Üzülmemem gerektiğini biliyorum; ama elimde değil işte! Hayvancağızın neden öldüğünü anlamak için beyin dalgalarını gösteren tüm kayıtları incelemeye almamız gerekiyor. Virüsün nasıl vücuda uyum sağladığını anlayabiliriz belki. Bunun ne işe yarayacağını, bunu anlamanın bize nasıl yardımcı olacağını tam olarak kestiremiyorum; ama böyle böyle ilerlemek zorundayız işte. Ölen hayvanların sadece ilki olacak bu şempanze.!
Bu arada… İnsan git gide büyüyor. Çok zeki bu çocuk! İnanamayacağınız kadar!


Virüs o kadar rastgele ilerliyor ki… ilerleyişindeki örüntüyü bile fark edemiyoruz. Neye göre ilerlediğini bir türlü anlayamıyoruz yani. Ölen maymunun kaydedilmiş hiçbir test sonucu ya da beyin dalgalarını kaydettiğimiz hiçbir grafik, bunu anlamakta yardımcı olmadı. Ne yapacağımızı, nasıl ilerleyeceğimizi bilmiyoruz. Acaba ölen maymunun kanındaki, uyum sağlamak için başkalaşmış virüsü başka bir şempanzeye bulaştırsak? Çok mantıklı… Bunu hemen bizimkilere söylemeye gitmeliyim. Vay be! Bazen yazmak da akla harika fikirler getirebiliyormuş! Haydi rastgele…


Aslında yapacağımız tek şey buymuş gibi görünüyordu zaten. Başkalaşmış virüsü yeni bir şempanzenin kanına zerk etmekten başka ne yapabilirdik ki? Tabii ki biraz seyrelttikten sonra. Öyle de yaptık… Canım o kadar sıkkın ki, en ufak bir şeyi yepyeni bir fikir gibi algılamak istiyorum günbegün düşmekte olan motivasyonumu yükseltmek için.
Bu şempanze önce hiçbir şey olmamış, virüs hiç zerk edilmemiş gibi hayatına devam etti. Akşama doğru davranışlarında fark edilebilir bir yavaşlama gözledik. Mesela çok yavaş hareket ediyordu. Yemeği de ağır çekimdeymiş gibi yiyordu.
Bu arada daha önceki şempanzenin yumurta hücrelerinden birisini dondurmuştuk. Bunun da ölmeden spermini alıp bir zigot üretmeliydik. Bir şekilde bu virüse maruz bırakılmış bir zigot olacaktı bu zigot. Virüse uyum sağlama ihtimali diğer maymunlardan çok daha fazla olacaktı doğal olarak. Belki de bunlara hiç gerek olmayacaktı. İkinci şempazede başarıya ulaşmış olacaktık. Peh… Bu ihtimalin gerçek olacağına bir an bile inanmıyorum. Motivasyonumun neden düştüğünü bilmiyorum; ama garip bir şekilde, içten içe başarılı olamayacağımıza inanıyorum. Ne oldu bana bilmiyorum… Daha birkaç gün önce çok mutlu bir adamken bir şempanzenin, ilk şempanzemizin ölmesi beni neden bu kadar etkiledi anlamıyorum. Ne bekliyordum ki? Bu virüsü inşa ederken yıllarımızı harcamışken ilk denemede her şeyin hallolacağını mı?
Acaba sperm örneğini şempanzeden ne zaman alsak? Virüsün tüm vücuda yayılıp yayılmadığını kontrol etmemiz gerekiyor. Her şey bununla da bitmiyor tabii. Virüsün değişiminin ne zaman en makul hale geleceğini bilmemiz imkansız. Öyle ya, bir an sonra şempanze ölüverir ve sperm örneği alınamaz. Onun için her fırsatta almak en mantıklı çözümmüş gibi görünüyor. Sabah-akşam hayvanın başından ayrılmıyoruz. Tıpkı ilkinde olduğu gibi… Gerçi bu kez sanki bir kat fazla ilgi gösteriyoruz. Ya da bana öyle geliyor.
Öyle ki, benim bu deftere yazmam çok büyük bir lüks. Bir de İnsan’ın ihtiyaçlarıyla ilgilenmek…
Eh neyse, gidip İnsan’ı kolaçan edeyim şimdi de. Sonra ikinci şempanzenin yanında nöbet tutma sırası bana gelecek.
Uykum var! Aslında hepimizin uykusu daima var… Bu şempanzelere virüs enjekte ettiğimizden beri doğru düzgün uyuyamadık hiçbirimiz. Bunun dışında işlerimiz de var üstelik. Benim dışarda işim yok; ama Yasemin’le Alper bir de arazi dışına çıkıp işlerine gitmek zorundalar. Gerçi ikisi de istifa etmeyi düşündüğünü söyledi.
Nasılsa yeterli birikimimiz var. Dedemden kalma biraz parayı yatırım hileleriyle sekiz katına çıkarmayı başarabildim. Riskli bir hareketti; ama ne yapayım, paraya ihtiyacımız vardı. Para hala bankada faizde…
Bakın, yazdıkça yazıyorum. Benim bir an önce gitmem gerek…

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ On Beşinci Bölüm: (07.06.2018)

İşte başlıyoruz… Yeni güne başlarken tarihi atmak yerine sadece “yeni bir gün” gibi tabirler kullanmayı planlıyorum…
Defterin günlük kısmının ilk günü:
Bugün yaptığımız virüsü, en zeki primatlar olan Şempanze ve orangutanlarda denemeye karar verdik ve bunun için ortam hazırlamak için kolları sıvadık… Bir yandan da asıl görevlerimizi yapmayı ihmal etmeden tabii…
Yasemin çok aydınlatıcı bir ameliyata girdiğini söyledi, nasıl bir şey olduğunu henüz bilmiyorum. Bunun gibi konumuzla hiç alakası olmayan şeyleri de yazacağım günlüğüme. Bu tür küçük ayrıntılar olmasa boşluklar dolmaz ki. Onlar dolmayınca da hayatımızda çıkan en ufak ses onun duvarlarına çarparak yankılanır… yankılanır… ve bu yankılanan ses sonsuzluğa kadar uzar… Kabus gibi, öyle değil mi!


İşte başarıyla başladığımız bir gün daha. Bugün beşer adet şempanze ve orangutan getirttik. Dedemden kalan arazıde küçük bir baraka var… İşte oraya yerleştirdik onları. Zaten tüm işlerimizi burada yapıyoruz. Bu konuda çok şanslıyız; çünkü arazi tamamen kendi başına bir yer. Her yerden uzak…
Yasemin’in sevgilisi ve genetik mühendisi olan Alper hayvanlara bakmak için buraya taşındı. Kira da vermeyecek böylece. Yasemin ailesiyle yaşıyor henüz.


Yeni bir gün daha…
Bu orangutanlar kesinlikle çok zeki hayvanlar. Ne yalan söyleyeyim, insanlar üzerinde deney yapmak çok daha acısızdı benim için. Kendimi o kadar suçlu hissediyorum ki! Yasemin’le bunun için tartıştık zaten. Kaç yıllık doktor, hala bir türlü alışamadı denek hayvanlarına. Hoş, ben de alışabildiğimi söyleyemem ya… Bin yıl geçse de alışamayacağım bu işe; ama yapmak zorundayım işte! O kadar çabaladım bu iş için… Alper de pek hoşnut değil… ama o farklı şekilde gösteriyor. Zavallı hayvanlara öyle iyi davranıyor ki… Neredeyse kuş sütü eksik sofralarında. Saatlerce oynuyor onlarla…
Bence aramızdaki en olgun insan Alper. Doğuştan efendi bu adam yahu! İyi ki Yasemin bu adamı seçmiş. Başkası olsa, Frankeinstein’ı yaratan profesör var ya Victor Frankenstein… İşte o olsa kabul etmezdim vallahi… Her neyse… Ben şu yavru orangutanla oynamaya gidiyorum. Gerçekten de olağanüstü bir yaratık! Onun üzerinde deney yapma fikri bile…


İşte harika bir gün daha.
Yavru orangutanı korumam altına aldım. Diğerlerine ayıp olacak; ama kendime engel olamadım işte. Artık benim odamda kalacak. Ona bir isim de koydum: İnsan. Evet… Yavrunun ismi İnsan. Alper ismi duyunca sadece gülümsedi. Yasemin herhangi bir tepki vermedi. Gerek yoktu; çünkü ne düşündüğünü tastamam biliyorum. O da benim bildiğimi biliyor elbette. Kelimesi kelimesine şöyle düşünmüştü: “İşte artık tek takıntısı ete kemiğe büründü ve şimdi de bu adam onu besleyip onunla ilgilenecek…” Hatta biraz ileri gidip gözleriyle söyleyemediği düşüncesini bile tahmin edebiliyorum. Yasemin, benim bu yavruyu sevdiğimi düşünmüyor. Aralarındaki en insancıl olanı alıp ismini İnsan koyarak onu bir nevi takıntımın simgesi, maskotuymuşçasına totemleştirdiğimi düşünüyor. Belki de haklı. “Belki” diyorum; çünkü İnsan’a olan sevgimi yadsıyacak değilim. Cidden seviyorum onu. Tüyleri, tuhaf sesiyle… Hatta durmadan kaka yapmasını bile seviyorum.


Bir gün sonra, işte yine kalem elimde… Bu defa bir dönüm noktasından bahsedeceğim! Hiç unutmayacağım bir şeyden… Evet… Bugün büyük gün! Bugün tarihe yazılacak olan, bize ayrılan altın sayfaya altın harflerin ilk altın çizgisini çizdiğimiz gün…
Hasılı, bugün ilk virüs protatifimizi bir şempanzede denedik. Pek umudum yok; ama… Hiçbir muhteşem buluş ilk denemede yapılmamıştır çünkü. En azından benim bildiğim kadarıyla…
Birkaç gün bekleyeceğiz bakalım. Bu arada İnsan büyüyor… Çok çabuk hem de! Bu inanılmaz bir şey… Bir çocuk yapmalıyım… Ya da ne gerek var ki… İnsan var işte ya…

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ On Dördüncü Bölüm: (05.06.2018)

Kategoriler
Kiralık Katil

Kiralık Katil _ On Üçüncü Bölüm: (11.05.2018)

“İşte böyle… Bu sorularla boğuştum uzun zaman boyunca… Şimdi de Size, daha fazla uzatmadan yapacağım şeyin tam olarak ne olduğundan bahsedeceğim. Ne de olsa anlatacağım şeyleri uzun uzadıya anlatmamın hiçbirimize bir yararı yok öyle değil mi?
Siyaset ve sosyolojiden sonra, çok daha önce yapmam gerekeni yapıp psikolojiyle ilgili ne bulduysam okudum. İşte sorumun cevabını bulmuştum… Güvercinci Abdullah’ın nasıl başarılı olduğunu değil, benim nasıl başarılı olabileceğimi…
Aslında onun da nasıl başarılı olduğunu bulmuştum da; bunu eskiden olduğu gibi önemsemiyordum artık; çünkü onun yaptığı şeyden daha önemli, temelleri çok çok daha sağlam bir şey inşa etmenin yöntemini bulmuştum.
Tüm insanları değiştirmek… Onların sistemlerini… düşünüş ve davranış sistemlerini değiştirmekti bulduğum yöntem. Güvercinci Abdullah sadece kendisini değiştirebilmişti; çünkü yalnızca kendisini değiştirmeye mahirdi. Oysa ben diğer insanları, hatta tüm insanları değiştirecektim. Bunu yapacaktım, kararlıydım. Bu kararı verdiğimde henüz on beş yaşındaydım. Liseyi bitirmek üzereydim. İyi bir üniversitenin tıp bölümünü kazanmam gerekiyordu bunu yapmam için… ben de öyle yaptım, kazandım. Çok iyi bir öğrenci olmam gerekiyordu, oldum. Hatta doktorlardan üst düzey bir şeyler öğrenmek, pratik kazanmak ve kendi projem için bazı deneyler yapmak için gözlerine girmem gerekiyordu, girdim. Tüm bunlar için ne gerekiyorsa yaptım. Başka ülkelerin kaynaklarından öğrenmem gereken şeyler olduğundan, hatta genelde öğrenmek istediğim şeylere dair kaynakların tümü başka ülkelerde bulunduğundan onların dillerini öğrenmem gerekiyordu, zor olmasına rağmen yaptım. Oraların kaynaklarına rahat ulaşmak amacıyla oradaki akademisyenlerle ve doktorlarla ahbaplık bile ettim.
Bu umrumda bile değildi; ama bölümümden birincilikle mezun olmuş, bir psikiyatrist olarak kariyerime başlamıştım. Aslında eğitimime psikiyatri dalında devam ediyor, diğer taraftan da staj yapıyordum. Tabii tüm bunları yaparken asıl amacımla ilgili araştırmaları takip ediyor, bu konuda yapabildiğim kadar deneyler yapmaktan geri durmuyordum. Bu deneyler için yasa dışı olarak bazı insanlarla anlaşmıştım. Maaşım onlara verecek paraya yetiyordu nasılsa. Onların da bu paraya oldukça ihtiyaç duyduklarını düşünecek olursanız, o kadar da kötü bir şey yaptığım söylenemezdi. Zaten herhangi bir zarar da görmüyorlardı. Şimdilik… Ama zaten bu işin risklerini onlara her defasında anlattığımdan herhangi bir şekilde vicdan azabı duyduğum söylenemezdi.
Yapmak istediğim şeyler belliydi… İnsan beynini değiştirmek… Ama nasıl yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim, bunu yapmamın mümkün olduğuydu. Beynin gizemlerini çözecek kudrete sahip olabilirdim ben; çünkü bunu yapabilecek şekilde motive olmuştum. Her şeyden önce önümde Güvercinci Abdullah gibi bir örnek vardı ve ben onu, kahramanımı geçmek için adeta deliriyordum!
O yıllar boyunca, gerçek anlamda sadece bir tane arkadaşım vardı. Komşum… Bir türlü vazgeçemediğim tek insandı Yasemin. Beni hayata, insanların o devamlı devinen dünyasına bağlayan tek dostum. Bizim çocukluğumuzda bir erkekle bir kızın sadece dost olabileceği akla mantığa sığabilecek bir şey değildi insanların gözünde. Tüm bunlara rağmen biz başarmış, aramızdan su sızmayan iki dost olmuştuk.”
Handan bir an durdu. Adeta soluğu kesilmişti. Defterde bahsedilen “Yasemin” onun annesinden başkası değildi…
Öyleyse elçi gerçeği söylüyordu. Gerçi yalan söyleyerek hiçbir şey elde edemezdi; ama her nedense o adam Handan’a güvenilir birisiymiş gibi gelmemişti. Bu izlenimi bilerek uyandırdığını bilmesine rağmen böyle düşünmekten kendisini alamamıştı. Handan elçiye son derece kızıyordu. Kelimenin tam anlamıyla muzır bir adamdı çünkü. Bile isteye, yani Handan’ın farkında olduğunu bilerek onun üzerinde küçük psikolojik oyunlar oynuyordu. Üstelik Handan’ın bu oyunların farkında olması hiçbir şey ifade etmiyordu; çünkü Handan onlardan etkileniyordu. Yani Handan bu oyunlara geliyordu. Evet, başka bir insana vereceği zararı vermiyordu bu tür psikolojik tuzakçıklar. Aslında hiçbir zarar vermiyordu… Handan’ı kızdıran şey, adamın bu tuzakçıkları kuracak kadar onu küçümsemesiydi.
Sözün kısası; elçi, zaten doğası ve mesleği gereği paranoyak birisi olan Handan’ı iyice paranoyak birisi haline getirmek için elinden geleni yapıyordu ve bunda da oldukça başarılı oluyordu. Yine de Handan bu günlüğü okumadan elçi hakkında net bir fikre sahip olamayacağının bilincindeydi. Daha bu adamın kim olduğunu bile bilmiyordu çünkü. Adını bile bilmiyordu. Onun deyimiyle, kendisi görevini yapmakta olan bir elçiydi işte.
“Her neyse,” diye düşündü Handan. “Kim bilir, belki bu defteri bitirdiğimde annem hakkında bile bilmediğim bir sürü şeyin olduğunu öğrenirim. Hem bu defterin bana gelmesi bile bunu düşündürüyor insana. Neden annem Selim Amca hakkında çocukluk anılarından başka anılar anlatmıyordu mesela? Ya da neden onun ölüm sebebinden hiç bahsetmiyor, ben sorunca lafı geçiştiriyordu?”
Hepsinden önemlisi, neden annesi bu adamdan bu kadar çok bahsediyordu? Yani, herkes arkadaşıyla yaşadıklarını yad etmek ister; ama annesinin yad etme tarzına oldukça büyük dozda bir nevi hayıflanma da karışıyordu Handan’a göre.
Bunun nedenini defteri bitirdikten sonra tam anlamıyla bilecekti. Şimdi tek yapması gereken okumaya devam etmekti.