Kategoriler
edebiyat Genel

03.06.2019

Bugün düşündüm. Bir kitaptaki bir cümlenin yüzü suyu hürmetine yaşıyor, aynı kitaptaki aynı cümle yüzünden acı çekiyordum.
Sonra yine düşüncemin izinden gittim. Oysa düşüncemi yürüdükçe salgıladığım sümüksü izler gibi kendim salgılamalıydım.
Ve… böyle şeyler düşünmekten vazgeçtim. Bunlar öğretilmiş düşüncelerdi. Kediyi düşündüm sonra… İşte, parlak ve sümüksü bir iz bırakmıştım arkamda.
Biraz silik olsa da… Sonra başka şeyler… rastgele izlerle dolu, koskocaman bir koridordu gece. Zaman ve mekan birdi.
Sonra adımı yazmak istedim düşüncelerimin bıraktığı izlerle. Bir ömre ihtiyacım vardı bunun için. Bir hat ustası gibi…
Vazgeçmeden vazgeçtim. Belki son nefesimde düşünecektim. Bir hamlede yazabilmek için…

Kategoriler
edebiyat Genel

22.05.2019

Hardal sarısına boyanmış bir cephesi olan bir bina… İnsanların uyuyabilmeleri için… Sadece yatabilmek için yüksek tavanlı, , piramit yataklar vardı ve bir düğmeyle açılıp kapanabiliyorlardı. Kapandıklarında hiçbir şey geçirmiyorlardı içeriye. Hava içeride uykuya hazırlanmaları için özel üretiliyor, üretilen havanın temizlenip kullanılması için dışarıdan hiçbir katkı alınmıyordu. Hayat, bu piramitlerin içinde oldukça basitti. Travmaları olan birkaç kişinin ölene dek kendi istekleriyle uyutulduğunu bile işitmiştim.
İşte oraya, hayatım boyunca uyutulmak için gidiyordum.

Kategoriler
edebiyat Genel

25.02.2019

Salıncakta sallanmanın tuhaf bir tür bilgelikle bağlantılandığımız anlardan olduğunu düşünürüm.
Bu vesileyle hayatın akışını düşünebilir insan. Bir ileri, bir geri… İleri gidemezsen geri gidemezsin çünkü. Ayaklarından güç alıp başlarsın sallanmaya. Önce yavaş yavaş… Ve her ileri geri salınışında ayaklarınla, gövdenle, hızlanmaya çalışırsın. Hızlanırsın da…
Bazen de yavaşlamak istersin. Bırakırsın kendini. Birden değil de; yavaş yavaş yavaşlarsın…
Sonra aniden tekrar hızlanmak istersin. Başının dönüşü geçmiştir; ya da sebepsizce, daha doğrusu senin anlamlandıramadığın bir sebeple hızlanmak istersin işte. Ya birisinden destek alarak; ya da ayaklarını yere sallandırıp onlardan destek alarak başlarsın hızlanmaya. Ya da… Gövden ve havada sallanan ayaklarınla, yavaş yavaş, santim santim hızlanırsın…
Sallanmak, süreci düşünüp düşünmediğinle çok ilgili bir şekilde zevk almakla ilişkilendirilebilir. Eğer sadece sallanmayı düşünüyorsan sallanırken; zevklidir. Ya da; etrafına, ondan zevk almak için bakıyorsan…
Oysa bazen diğer insanlara bakarsın sallanırken. Diğer insanların hızlarına…
Onların senden hızlı olup olmadıklarına…
İşte, o zaman sıkılırsın sallanmaktan; çünkü sadece kendi yavaşlığın ve hızlanma gereksinimin ilgilendirir seni. Etrafındakiler ya da sallanmanın zevki değil…
Aniden durduğunda da; sallanma sıran bitmiştir ve orada dikilen bir çocuğa vermek zorundasındır yerini. Salıncaklar kısıtlıdır…
O kadar üzülürsün ki, çocuğa keyfini çıkartmasını bile öğütlemek istemezsin hıncından. Gerçi öğütlesen de dinlemeyecektir ya…

Kategoriler
edebiyat Genel

23.09.2018

‘Fedakarlık nedir?’ diye sormuştu öğretmenimiz derse girer girmez.
‘Bir yanılgıdan ibarettir,’ desem ne düşünürlerdi acaba?
Hiçbir şey demedim. Vatandan söz ettiler. Aşktan, savaştan…
Cehaletlerine, öğretmeniminki dahil, gülmekle yetindim. İçlerindeki iyimserlik ışığının sönmemesi, daima yanması için dua ettim.
Gerçi bu iyimserlik miydi; yoksa cehalet mi, emin değildim. Peki ben niye böyleydim? Neden insanlar fedakarlıkla aşılanırken ben aşılanmamıştım?
Hayat bana tuhaf mı davranmıştı? Herhangi bir şey mi yaşamıştım?
Doğrusunu sorarsanız hiçbir şey yaşamamıştım. Fedakar insanları gözlemlemiştim sadece. Ve fedakar olmayanları…
Fedakar olmayanların fedakarlarla ralarındaki tek fark hakimiyet, otorite ve bilgiydi.

Kategoriler
edebiyat Genel

03.09.2018

Bazen birisiyle, rastgele birisiyle sohbet ettiğimizde onunla çok eskiden beri tanıştığımızı zannederiz. Heyhat… Bu çoğunlukla sadece bir zandan ibarettir. O zamanın başlangıcından, en azından bizim hayatımızın başlangıcından beri bizi tanıyordur sanki. Diğer yandan da; bizi hiç tanımıyordur. Onun yanında kendimizi göstereceğimizi; çünkü onun zaten bizi tanıyıp bildiğini düşünürüz. Yanında özgür olduğumuzu, zannederiz. Ne var ki, kısa süren bir özgürlüktür bu. Tanımak istediğimiz an bozulacak türde bir özgürlük. Çünkü o zaman hakkımızda ne düşüneceğini umursadığımız an başlamaktadır.
İşte onunla da öyle bir anı yaşamıştık. Benden yaşça büyüktü ve bir şehirlerarası otobüste seyrederken tanışmıştık. Bir molada… Sonra da; diğer molalarda sohbetimize azar azar devam etmiş, otobüste giderken de mesajlaşmıştık. Kabul ediyorum, ergenlere benziyorduk; ama güzeldi! Her anıyla güzeldi…
Merak etmeyin, o evli falan değildi. Ben de… Yani kötü bir sonu olmamıştı ilişkimizin. Hatta evlenmiştik ve bir kızımız olmuştu.
Yani bir kızımız var ve hala evliyiz; ama özgür müyüz gerçekten o ilk anki gibi? Birbirimizi zamanın başlangıcından beri tanımış olduğumuzu düşünüyor muyuz hala?